9.SINIF BİYOLOJİ 2.DÖNEM YAZILI HAZIRLIK SORULARI
1 Aşağıdaki yapı çiftlerinden hangileri bir hayvan
hücresinde birlikte bulunabilir?
A) Ribozom – Kloroplast
B) Lökoplast – Mitokondri
C) Mitokondri – Kloroplast
D) Golgi – Sentrozom
E) Hücre çeperi – Mitokondri
2. Aşağıda verilen hücre-organel görev bağlantılarından
hangisi doğrudur?
A) Bitki – Sentrozom – İğ iplikleri üretimi
B) Bitki – Kloroplast – Glikoz tüketimi
C) Hayvan – Golgi – Salgı üretimi
D) Hayvan – Mitokondri – Oksijen üretimi
E) Bitki – Mitokondri – Glikoz üretimi
3. Ökaryot hücrelerde gerçekleşen bazı olaylar şunlardır;
I. Enerji kullanılması
II. Enzim kullanılması
III. Basit organik madde kullanılması
Bu olaylardan hangileri mitokondri ve ribozom
organellerinde ortaktır?
A) Yalnız I B) Yalnız II C) Yalnız III
D) II ve III E) I, II ve III
4. Organizma için gerekli yapısal ve işlevsel moleküllerin sentezinde ribozom organeli görev
yapar.
Aşağıdakilerden hangisinin üretiminde ribozomun
görevi yoktur?
A) Protein B) Aminoasitler C) Hormon
D) Antikor E) Enzim
5.Hücrenin yaptığı bir iş için sırasıyla ribozom,
endoplazmik retikulum, golgi ve hücre zarı görev almıştır.
Buna göre bu işin her kademesine ait görev
aşağıdakilerden hangisinde doğru sıralanmıştır?
A) Salgı – Paketleme – Taşıma – Sentez
B) Sentez – Taşıma – Paketleme – Salgı
C) Taşıma – Paketleme – Salgı – Sentez
D) Paketleme – Salgı – Sentez – Taşıma
E) Sentez – Taşıma – Paketleme – Sindirim
6. I. Destek görevi yapar.
II. Madde taşımasında enerji harcar.
III. Hücreye aşırı su girişini engeller.
Yukarıdakilerden hangileri hücre çeperinin görevleridir?
A) Yalnız I B) Yalnız II C) Yalnız III
D) I ve II E) I, II ve III
7. Prokaryot ve ökaryot tüm hücrelerde;
I. Nükleik asit
II. Klorofil
III. Ribozom
yapılarından hangileri ortak olarak bulunur?
A) Yalnız I B) Yalnız II C) I ve II
D) I ve III E) I, II ve III
8. Bitkilerde fotosentez ve solunum olaylarının gerçekleştiği
organeller düşünüldüğünde,
I. Her ikisi de günün her saatinde çalışabilir.
II. Biri çalışırken diğerinin faaliyeti sona erer.
III. Birinin ürettiği maddeleri diğeri tüketilebilir.
ifadelerinden hangileri yanlıştır?
A) Yalnız I B) I ve III C) I ve II
D) II ve III E) I, II ve III
9. Yüksek yapılı hayvan hücrelerinde:
I. Ribozom
II. Lizozom
III. Golgi aygıtı
organellerinden hangileri gerçekleştirdikleri metabolik
olaylar sırasında ATP kullanır?
A) Yalnız I B) I ve II C) II ve III
D) I ve III E) II ve III
10. Mitokondri taşımayan tek hücreli bir canlı için,
I. Enerji üretebilir
II. Protein sentezleyebilir
III. Fotosentez yapamaz
yargılarından hangileri kesinlikle doğrudur?
A) Yalnız I B) I ve II C) II ve III
D) II ve III E) I, II ve III
11. Canlı hücrelerde bulunan,
I. Ribozom
II. Mitokondri
III. Kloroplast
IV. Lizozom
V. Sentrozom
organellerin bulundukları hücre tipleri hangisinde
doğru verilmiştir?
Bakteri Bitki Hayvan
A) I ve IV II ve IV II, III ve IV
B) I I, II ve III I, II ve III
C) I ve V I, II ve III II, III, IV ve V
D) I I, II ve III I, II, IV ve V
E) I ve V II ve III II. III ve IV
12. Ökaryot canlıların hücre zarında,
I. DNA’nın kendini eşlemesi
II. ATP’nin sentezi
III. Aktif taşıma
olaylarından hangilerinin görülmesi mümkün olamaz?
A) Yalnız I B) Yalnız II C) Yalnız III
D) I ve II E) II ve III
13. Aktif taşıma, pinositoz ve fagositoz olayları hücreye
madde alınmasının üç değişik şeklidir.
Aşağıdakilerden hangisi bu üç olayın ortak özelliğidir?
A) Monomer besinlerin taşınması
B) Polimer besinlerin taşınması
C) Çok yoğundan az yoğuna taşımanın olması
D) Hücre zarının kullanılmaması
E) Taşıma sırasında ATP harcanması
14. Suda yaşayan bir hücreli canlıda, bir maddenin konsantrasyonu hücre içinde çevresine
göre 10bin kat daha fazla ise hücrede hangi taşıma yöntemi gerçekleşmiştir?
A) Difüzyon B) Aktif taşıma
C) Fagositoz D) Osmoz
E) Pinositoz
15. Çok yıllık bir bitkinin yaprak hücrelerinde aşağıdakilerden
hangisinin oluşması mümkün olamaz?
A) Solunum B) Fotosentez C) Fagositoz
D) Fotoliz E) Hidroliz
16. I. Hücre zarı seçerek madde alır.
II. Özel enzim ve taşıyıcı maddeler görev alır.
III. Canlı hücreler gerçekleştirir.
Yukarıdakilerden hangisi hem aktif taşıma hem dekolaylaştırılmış difüzyon için geçerlidir?
A) Yalnız I B) Yalnız II C) Yalnız III
D) I ve II E) I, II ve III
17-Bakterilerin besin fizyolojisi yönünden pek çok özellikleri vardır.
Aşağıdakilerden hangisi, bu özellikleri içerisinde yer almaz?
A) Havanın serbest azotunu tespit eder
B) Nitrifikasyon ile azot bileşiklerini yapar
C) Denitrifikasyon ile azot bileşiklerini bozar
D) Karbondioksit özümlemesini fotosentez ve kemosentez yolu ile yapar
E) Şarap ve bira endüstrisinde alkol fermantasyonu yapar
18.Organik bileşiklerce zengin olan humuslu topraklarda hangi bakteriler çoğunluktadır?
A) Faydalı bakteriler B) Çürükçül bakteriler
C) Parazit bakteriler D) Fotoototrof bakteriler
E) Patojen bakteriler
19
I. Doğal ortamda birbirleriyle çiftleşebilirler
II. Ortak atadan gelir ve benzer özellikler taşıyabilirler
III. Birbirleriyle çiftleştikleri gibi verimli döller oluşturabilirler
Yukarıda verilen üç özellik hangi biyolojik birim için geçerli olabilir?
A) Tür B) Suni sınıflandırma
C) Filogenetik sınıflandırma
D) Homolog organlar
E) Analog organlar
20.Aşağıdaki hangi sınıflandırma birimi diğer dördünü içine alır?
A) Familya B) Tür C) Takım
D) Cins E) Sınıf
21.
I. Paramesyum
II. Bakteri
III. Öglena
IV. Cıvık mantarlar
V. Trypanosoma
Yukarıda verilen canlıların hangileri aynı sınıf içinde incelenir?
A) I ve II B) IV ve V C) III ve V
D) II, III ve V E) I, III ve V
2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 2. DÖNEM
9.SINIF BİYOLOJİ DERSİ 1 . SINAVI HAZIRLIK SORULARI

A.Aşağıda verilen çoktan seçmeli soruları cevaplayınız.(İlk 10 sorunun doğru cevapları beşer puandır.)
1.Aşağıda verilen vitamin çeşitlerinden hangileri suda erime özelliğine sahiptir?
a)A ve B vitamini b)B ve C vitamini c)A,D,E ve K vitamini
d)C ve E vitamini e)B ve E vitamini
2.Aşağıdakilerden hangisi DNA nın yapısında bulunmaz?
a)Adenin b)Timin c)Fosfat d)Protein e)Deoksiriboz şekeri
3.Canlı bir hücredeki;
I.Kloroplast II.Ribozom III.Mitokondri IV.Çekirdek
Gibi yapıların hangilerinde DNA eşlenmesi görülür?
a)I ve II b)III ve IV c)I,III ve IV d)I,II ve III e)II,III ve IV
4.Hücre zarının yapısına katılan glikoproteinlerin görevi aşağıdakilerden hangisidir?
a)Osmozla su alınmasını sağlamak b)Difüzyonla glikoz alınmasını sağlamak
c)Ekzositoz olayını gerçekleştirmek d)Hücreye giren yabancı maddeleri etkisiz hale getirmek
e)Hücrelerin birbirini tanımalarını ve hormonlara cevap vermelerini sağlamak
5.Hücre çeperi bulunduran ve nişasta sentezleyebilen bir hücrede aşağıdakilerden hangisi gerçekleştirilemez?
a)Sentrozomlarını eşleyerek iğ iplikleri oluşturmak b)Selüloz sentezleme
c)Glikozu parçalayarak ATP üretme d)Besin üretmek
e)Kendine özgü molekülleri sentezlemek
6.Mitokondriye ait olan aşağıdaki özelliklerden hangisi kloroplastta görülmez?
a)iki katlı zar bulundurma b)organik molekül üretme
c)Solunum enzimlerine sahip olma d)Bölünerek sayısını artırma
e)Protein sentezleme
7.Aşağıda verilenlerden hangisindeki moleküllerin hücre zarından geçişi sadece difüzyonla sağlanır?
a)oksijen ve vitamin b)amino asit ve su c)su ve sodyum klorür
d)glikoz ve karbondioksit e)Karbondioksit ve oksijen
8.Aşağıdaki yapılardan hangisi karşısında verilen olayı gerçekleştiremez?
a)Hücre zarı –koful oluşumu b)Koful –salgı üretimi
c)Çekirdek –kalıtsal özellik aktarımı d)Mitokondri –ATP sentezi
e)Kloroplast –oksijen üretimi
9.Bitkisel hücrelerde ;
I.Nişasta II.Selüloz III.Galaktoz IV.Glikojen
Gibi karbonhidratlardan hangileri üretilir?
a)I ve II b)II ve III c)II ve IV d)I,II ve III e)I,III ve IV
10.Aşağıdakilerden hangisi enzimlerin özelliklerinden biri değildir?
a)Temel yapısı proteindir. b)Hücre içinde üretilirler.
c)Hücre içi ve dışında çalışabilirler. d)Canlılığın temel maddesidir.
e)Bir enzim farklı reaksiyonlarda iş görür.
B.Aşağıda verilen soruları cevaplarını yazınız.(11,12,13,14 ve 15. soruların doğru cevapları 10 ar puandır.)
11.DNA ve RNA nın farklarından 4 tanesini yazınız.
12.Ökaryot hücre tipini açıklayarak hangi canlılarda bulunduğunu yazınız.
13.Plazmoliz nedir?
14.Karbonhidrat,yağ ve proteinlerin yapıtaşlarını ve hangi bağlarla birbirlerine bağlandıklarını yazınız.
15.Toplam 3400 nükleotit içeren bir DNA molekülünde 600 adet Adenin bulunmaktadır.Bu DNA molekülünde kaç adet Guanin bulunmaktadır?Hesaplayınız.
9.SINIF BİYOLOJİ DERSİ 1 . SINAVI HAZIRLIK SORULARI
A.Aşağıda verilen çoktan seçmeli soruları cevaplayınız.(İlk 10 sorunun doğru cevapları beşer puandır.)
1.Aşağıda verilen vitamin çeşitlerinden hangileri suda erime özelliğine sahiptir?
a)A ve B vitamini b)B ve C vitamini c)A,D,E ve K vitamini
d)C ve E vitamini e)B ve E vitamini
2.Aşağıdakilerden hangisi DNA nın yapısında bulunmaz?
a)Adenin b)Timin c)Fosfat d)Protein e)Deoksiriboz şekeri
3.Canlı bir hücredeki;
I.Kloroplast II.Ribozom III.Mitokondri IV.Çekirdek
Gibi yapıların hangilerinde DNA eşlenmesi görülür?
a)I ve II b)III ve IV c)I,III ve IV d)I,II ve III e)II,III ve IV
4.Hücre zarının yapısına katılan glikoproteinlerin görevi aşağıdakilerden hangisidir?
a)Osmozla su alınmasını sağlamak b)Difüzyonla glikoz alınmasını sağlamak
c)Ekzositoz olayını gerçekleştirmek d)Hücreye giren yabancı maddeleri etkisiz hale getirmek
e)Hücrelerin birbirini tanımalarını ve hormonlara cevap vermelerini sağlamak
5.Hücre çeperi bulunduran ve nişasta sentezleyebilen bir hücrede aşağıdakilerden hangisi gerçekleştirilemez?
a)Sentrozomlarını eşleyerek iğ iplikleri oluşturmak b)Selüloz sentezleme
c)Glikozu parçalayarak ATP üretme d)Besin üretmek
e)Kendine özgü molekülleri sentezlemek
6.Mitokondriye ait olan aşağıdaki özelliklerden hangisi kloroplastta görülmez?
a)iki katlı zar bulundurma b)organik molekül üretme
c)Solunum enzimlerine sahip olma d)Bölünerek sayısını artırma
e)Protein sentezleme
7.Aşağıda verilenlerden hangisindeki moleküllerin hücre zarından geçişi sadece difüzyonla sağlanır?
a)oksijen ve vitamin b)amino asit ve su c)su ve sodyum klorür
d)glikoz ve karbondioksit e)Karbondioksit ve oksijen
8.Aşağıdaki yapılardan hangisi karşısında verilen olayı gerçekleştiremez?
a)Hücre zarı –koful oluşumu b)Koful –salgı üretimi
c)Çekirdek –kalıtsal özellik aktarımı d)Mitokondri –ATP sentezi
e)Kloroplast –oksijen üretimi
9.Bitkisel hücrelerde ;
I.Nişasta II.Selüloz III.Galaktoz IV.Glikojen
Gibi karbonhidratlardan hangileri üretilir?
a)I ve II b)II ve III c)II ve IV d)I,II ve III e)I,III ve IV
10.Aşağıdakilerden hangisi enzimlerin özelliklerinden biri değildir?
a)Temel yapısı proteindir. b)Hücre içinde üretilirler.
c)Hücre içi ve dışında çalışabilirler. d)Canlılığın temel maddesidir.
e)Bir enzim farklı reaksiyonlarda iş görür.
B.Aşağıda verilen soruları cevaplarını yazınız.(11,12,13,14 ve 15. soruların doğru cevapları 10 ar puandır.)
11.DNA ve RNA nın farklarından 4 tanesini yazınız.
12.Ökaryot hücre tipini açıklayarak hangi canlılarda bulunduğunu yazınız.
13.Plazmoliz nedir?
14.Karbonhidrat,yağ ve proteinlerin yapıtaşlarını ve hangi bağlarla birbirlerine bağlandıklarını yazınız.
15.Toplam 3400 nükleotit içeren bir DNA molekülünde 600 adet Adenin bulunmaktadır.Bu DNA molekülünde kaç adet Guanin bulunmaktadır?Hesaplayınız.
DESTEK VE HAREKET SİSTEMİ
destek ve hareket sistemi konu anlatımı sbs,destek konu anlatımı,hareket konu anlatımı,ekol hoca konu anlatımı,ekol hoca destek ve hareket,destek ve hareket ders notları,
Hareket sistemini iskelet sistemi ve kas sistemi oluşturur.Kemiklerden oluşmuş,birbirine eklemlerle, bağlarla bağlanmış,güçlü yapıya İSKELET denir.
İskelet Sistemi
1- Uzun kemikler: Kol ve bacak kemikleri.
2- Kısa kemikler: Omur ve bilek kemikleri.
3- Yassı kemikler: Kalça,göğüs,kürek,kafatası kemikleri.
Elimizde kaç kemik bulunur? (cevap için tıklayınız)
Kemik Çeşitleri
İskelet üç kısımdan oluşur:
1- Baş iskeleti.
2- Gövde iskeleti.
3- Üyeler iskeleti
Baş iskeleti
Kafatası ve yüz kemiklerinden oluşur.Baş iskeleti,alt çene kemiği hariç oynamaz eklemlerden ve yassı kemiklerden oluşmuştur.
Kafatasında 8, yüzde 14 olmak üzere kafatasında 22 kemik bulunur.
Kafatası ve yüz kemikleri sağlam bir kutu oluşturarak beyni korur.
Gövde İskeleti
Omurga,kaburga,göğüs kemiği,omuz ve kalça kemiklerinden oluşur.
Göğüs kafesi:12 çift kaburga ve önde göğüs kemiğinden oluşur.Kaburgaların 7 çifti bir ucu omurga,diğer ucu göğüs kemiğine bir kıkırdakla bağlanır.8,9 ve 10′uncu çiftlerin uçları önde birbirine kıkırdakla,bu kıkırdakta göğüs kemiğine bağlıdır.
Göğüs kafesi,yaşamsal organlardan kalp ve akciğerleri korur.
Omurga:Omur adı verilen 33 kemikten oluşmuştur.Omurlardaki delikler omurilik kanalını oluşturur.Omurga beş bölgeye ayrılır.
Boyun bölgesi;7 omur,sırt bölgesi;12 omur,bel bölgesi;5 omur,sağrı bölgesi;5 omur,kuyruk sokumu;4 omur bulunur. Omurga kanalında omurilik bulunur.
Üyeler iskeleti
Kol ve bacak iskeleti olmak üzere iki kısımda incelenir.
Kol iskeletinde toplam 30 kemik,bacak iskeletinde toplam 30 kemik bulunur. Kol ve bacaklarda toplam 120 kemik bulunur. Kol kemikleri gövde iskeletine,köprücük ve kürek kemiklerinin oluşturduğu göğüs kemeri,bacak kemikleri de kalça kemiklerinin oluşturduğu kalça kemikleri ile bağlanır.
Kök Hücre Nedir ?

Kök hücre, işlevsel olarak farklılaşmamış, yani vücudun herhangi bir organ ya da dokusunda özel bir görev yapabilmek için tam olarak olgunlaşmamış karmaşık bir yapısı olan öncül bir hücredir. Bununla birlikte bu öncül hücre bedenin başka hücrelerine dönüşebilme yeteneğine sahiptir. Kök hücreleri, kabaca embriyolojik (ceninin erken evresi) kaynaklı veya erişkin insan bedeninden elde edilen türler olarak iki temel kısımda incelenir. Erişkin kökenli kök hücreleri insan vücudunda bulunan birçok dokudan elde edilebilmektedir ve embriyolojik kaynaklı olanlarla birlikte ortak özellikleri şunlardır: 1. Kendiliklerinden uygun bir büyüme ortamına yerleşebilirler; 2. Çoğalma yetenekleri vardır; 3. Başka tür hücrelere farklılaşıp bu türün devamı niteliğinde türler üretebilirler; 4. Kendilerini yenileyebilir veya kendi hücre topluluklarının devamlılığını sağlayabilirler; 5. Vücudun bir yerindeki zedelenmeyi takiben bu dokuyu onarabilme ve onu işlevsel hale getirebilme potansiyeline sahiptirler. Kök hücreleri başka tür hücrelere farklılaşma kapasitelerine göre 3 alt grupta incelenir: a) Sınırsız sayıda farklılaşma yeteneği olanlar (Totipotent). Bu tür hücreler ancak ceninlerin erken evresinde (embriyo) bulunurlar ve hemen her türlü vücut hücresine dönüşebilme yetenekleri vardır; b) Sınırlı sayıda farklılaşabilen, bununla birlikte organizmada birçok dokunun oluşması veya onarımı yeteneğine sahip hücreler (Pluripotent); c) Tek bir yönde farklılaşabilen hücreler (Unipotent); örnek olarak beyinden elde edilen kök hücrenin yalnızca sinir hücresine dönüşmesi verilebilir. Son iki tür hücre erişkin insan bedeninden elde edilebilirler. Kök hücreler içinde en çok bilineni ve tedavide en sık kullanılanı kan yapımından sorumlu (hematopoietik) kök hücresidir ve pluripotent bir yapısı vardır. Bu hücre, kemik iliğinin ve damarlarda dolaşan kanın hücrelerini oluşturmakla görevlidir ve buralarda bulunurlar; en fazla olarak kemik iliği, daha az olarak damarlarda dolaşan kan veya bebeğin kordon kanından elde edilebilir. Doğmamış bebeğin (cenin) karaciğer ve dalak gibi dokularında da vardır. Tarihçe Kendi kendini yenileyebilen kan hücrelerinin varlığı ilk kez 1950'li yıllarda gösterilmiştir. Bugün kullandığımız anlamdaki kök hücrenin tanımı ise 1961 yılında deney hayvanlarında yürütülen çalışmalar üzerine yapılmıştır. Kan kanseri, kalıtsal veya edinilmiş anemiler (kansızlık hastalığı) gibi kemik iliğinin tam olarak çalışmadığı bazı kan hastalıklarında kemik iliği nakilleri, doku uyuşmazlığı bulunmayan kişiler arasında uzun yıllardır yapılmaktaydı. Kemik iliği nakillerinin başarı kazanmasıyla birlikte 1970'li yıllarda kemik iliğinin bütününün değil, yalnızca onu oluşturan temel hücrelerin, yani bugünkü kullandığımız terimiyle kök hücrelerinin nakli gündeme geldi ve ilk uygulamaları umut verici oldu. Bu tarihlerden başlayarak kök hücre nakilleri giderek daha fazla uygulanmaya başladı ve ilk önceleri yalnızca kemik iliği onarımı için kullanılan kök hücreleri, az sayıda uygulama olsa da, vücudun diğer organ ve dokuları için de kullanılmaya başlandı. Embriyolojik kökenli kök hücreleri ise 1998 yılında tanımlandı, ancak bu hücreler ile yapılan uygulamalar, ahlaki boyutta karşılaşılan sorunlar tam olarak bir çözüme kavuşturulamadığı için, birçok ülkede sınırlandırıldı ya da yasaklandı. Hâlihazırda, dünyada her yıl yaklaşık olarak 15 bin kök hücre nakli yapılmaktadır. Bunların çoğunluğu erişkin insan kaynaklı uygulamalardır. Kök Hücre Nasıl Elde Edilir? Daha önce değinildiği üzere erişkin insan bedeninde yer alan çeşitli organ ya da dokulardan kök hücre elde edilmesi olanaklıdır. Damarlarda dolaşan kandan kök hücre elde etmek için; kişiye bazı ilaçlar verilerek kemik iliği uyarılır ve buradaki kök hücrelerin damar içinde dolaşan kana geçmesi sağlanır. Bir sonraki aşamada bu hücreler kandan yaklaşık olarak 2-3 gün içinde aferez yöntemi ile toplanır ve gereksinimi olan hastaya nakledilir. Kemik iliği onarımı için kullanılacaksa nakil yine damar yoluyla yapılır; diğer bir örnek olarak omurilik hasarını onarımı için kullanılacaksa omurilik kanalına doğrudan verilir. Otolog, yani kişinin kendi kök hücresi yıllarca saklanabilir; ancak allojenik, yani başka bir kişiden elde edilen kök hücresi hastaya hemen verilmelidir. Güncel olarak uygulanan kök hücre uygulamaları daha çok anlatılan bu teknik kullanılarak yapılmaktadır. Diğer organlardan da (deri, kas, beyin gibi) kök hücre elde edilmesi olanaklı olmakla birlikte burada uygulanması gereken teknik işlemlerin daha zor ve pahalı olması, ayrıca kandan kök hücre elde edilmesine oranla daha fazla risk taşıması bunun pratikte uygulanmasını güçleştirmektedir. Buna bir örnek beyinde bulunan kök hücreleridir; bu hücreler beynin derin bir bölgesinde yerleştiği için buradan ancak cerrahi bir girişim ile elde edilebilirler. Bir Kişiye Kim(ler)den Kök Hücresi Nakledilebilir? Günümüzde kök hücresi ile yapılan yaygın uygulama şekli kişinin kendisine ait kök hücrelerin kullanılmasıdır (otolog nakil). Bu olanaklı değilse, doku uygunluğu bulunan başka bir kişiden de (genellikle en uygun aday kardeş olmaktadır) kök hücresi nakli yapılabilir (allojenik nakil). Kardeşler arasında doku uygunluğu yaklaşık olarak %25 oranındadır. Günümüzde Kök Hücre Nakli Hastalıklarda Bir Tedavi Yöntemi Olarak Kabul Edilmekte midir? Kök hücreleri dünyada henüz bir hastalık tedavi yöntemi olarak kullanılmamaktadır. İletişim araçlarında sıkça duyurulan kök hücre nakli uygulamaları daha çok doku 'onarımı' amacıyla yapılmaktadır. Örneğin; şeker hastalığında pankreas dokusu çalışmıyor ve insülin üretemiyorsa pankreasın yetersiz de olsa insülin üretmesini kök hücre nakli ile sağlamak veya beynin, omuriliğin bazı hücreleri çalışmıyorsa kök hücre yardımıyla sinir hücrelerinin az çok yenilenmesini sağlamak gibi. Daha önce anlatılan kemik iliğinin yetersiz işlev gördüğü kan kanseri ve bazı anemi hastalılarında da amaç kök hücreleri yardımıyla kemik iliğini onarmaktır, kan kanserini bu yol ile tedavi etmek değildir. Burada şu soru ortaya atılabilir: Anlatılan bu yöntem de bir tedavi şekli değil midir? Teorik olarak bu sorunun yanıtı evettir, ancak günümüzde bilimsel tıp disiplinleri kök hücrelerinin kullanıldığı hastalıklarda sağlanan bu standardize edilmemiş sağaltım şeklini yerleşmiş bir yöntem olarak kabul etmemektedir. Kök Hücreleri Halen Hangi Hastalıklarda Kullanılmaktadır? Günümüzde kök hücreleri, en fazla olarak kan hastalıklarında kullanılmaktadır. Bunlardan en bilinenleri kan kanseri ve kalıtsal anemilerin yol açtığı kemik iliğinin çalışmadığı durumlardır. Bu hastalıkların yol açtığı kemik iliği yıkımının onarılmasında, tekrar kan üretimi yapabilir hale gelmesinde kök hücre uygulamaları ile oldukça yüksek oranda başarı sağlanmaktadır. Ayrıca şeker hastalığında pankreas için, böbrek yetmezliğinde, omurilik hasarlarında, beynin Parkinson, Alzheimer gibi çeşitli dejeneratif (sinir hücresi yıkımıyla giden) hastalıklarında, inmelerde, gözün retina hastalıklarında, bağışıklık sistemi hastalıklarında, bazı kalp ve damar yetmezliği hastalıklarında da halen hem deneysel hem de klinik olarak çalışmalar devam etmektedir. Bazı umut verici gelişmelere rağmen bu hastalıklarda henüz kesin bir başarı elde edilememiştir. Basında sık olarak yer bulan, bir organın (örneğin mesane gibi) veya dokunun (örneğin gözün ağ tabakası retina gibi) kök hücresi kullanılarak yeniden oluşturulması veya işlevsel hale getirilmesi hâlihazırda laboratuar ortamında küçük deney hayvanları üzerinde gerçekleştirilmektedir, insanda uygulaması yoktur. Ülkemizde çok yeni olarak, omurilik hasarı bulunan, tedavi için saptanmış uygun ölçütlere sahip kısıtlı sayıda felçli hastada kök hücresi nakli ile tedaviler uygulanmaya başlanmıştır. Bu çalışmaların sonuçları önümüzdeki yıllarda bildirilecektir. Son yıllarda yapılan araştırmalar kandan elde edilen kök hücrelerinin laboratuarda uygun koşullar altında yağ, kas, damar endoteli (iç çeperi), karaciğer, kıkırdak, kemik ve sinir hücrelerine dönüşebildiğini göstermiştir. Ülkemizde Kök Hücre Uygulamalarının Yasal Boyutu Nedir? Ülkemizde uzun yıllardır kök hücreleri ile hem klinik hem de araştırma düzeyinde uygulamalar yapılmakla birlikte bu konuda gerekli yasal düzenlemeler henüz ortaya konulmamıştır. 2006 yılında Sağlık Bakanlığı bünyesinde Kök Hücre Danışma Kurulu oluşturulmuştur. Ancak, kök hücre konusu üzerinde çalışmak isteyen hekimler ve bilim insanları bu kurula başvurmak zorunda değillerdir. Çalıştıkları kurumdan etik kurul kararı (çalışma izni) alarak uygulama yapabilmektedirler. Gerçekte ülkemizde insanlar üzerinde klinik arştırm yapmak isteyen her grup mutlaka öncelikle yerel etik kurul izni almalı daha sonra ise mutlaka sağlık bakanlığı kök hücre danışma kurulu izni için başvurması gerekmektedir. Lokal etik kurul izni tek başına yeterli değildir. Yakın bir gelecekte bu çalışmaların yasal bir zemine yerleştirilmesi beklenmektedir. Bu konudaki bilimsel gelişmelerin ve bilgi birikiminin güncel takibinin gerçekleşmesi, kök hücrelerin araştırma ve uygulamalarında ulusal ve uluslar arası bir standardizasyon sağlanması amacıyla Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) bünyesinde 2004 yılında Kök Hücre Çalışma Grubu oluşturulmuştur. Bu kurul belirli aralarla konuyla ilgili bilim adamlarını ve kamuyu aydınlatmak amacıyla bildiriler yayınlamaktadır Kordon Kanı Saklanmalı mıdır? Kordon kanı kök hücre elde etmek için iyi bir kaynaktır. Bebek doğarken alınan kan eksi 196°C'de çok uzun süre kullanıma hazır olarak saklanabilir. Kordon kanından elde edilen kök hücreleri embriyolojik kök hücreleri kadar farklılaşma yeteneğine sahip değillerdir. Kemik iliği ya da kandan elde edilen kök hücresinden farklı olarak kordon kanı günümüzde yalnızca ait olduğu kişi için kullanılmaktadır, ancak teorik olarak doku uyuşması durumunda başka kişiler için de kullanılabilir. Kordon kanının bugün için kullanımı çok sınırlıdır. İstatistiklere göre her üç bin kişiden birisinin kendi kordon kanına gereksinimi vardır. Konunun uzmanları kordon kanının saklanmasını önermemektedirler. Ülkemizde özel bazı kurumlar kordon kanı bankası hizmeti vermektedir, ancak bu kurumlar henüz resmiyet kazanmamıştır. Embriyolojik (Ceninin Erken Evresi) Kök Hücre Uygulaması Nedir? Embriyolojik kök hücreleri, ceninin erken aşamasında döllenme gerçekleştikten kısa süre sonra elde edilen hücrelerdir. Bu hücreler, ancak tüp bebek uygulamasında yapay döllenme ile oluşturulan embriyonlardan gereksinim fazlası olanlardan veya istenmeyen gebelik sonrası yapılan düşük sonucunda elde edilebilirler. Embriyolojik kök hücreleri erişkinden elde edilen kök hücrelerine göre sınırsız sayıda farklılaşma potansiyeline sahiptir (totipotent), kısaca; bu tür hücreler her türlü organdaki hasarı onarma yeteneğine sahipken erişkin tipi olanlar daha sınırlı farklılaşma gösterirler (pluripotent ve unipotent). Halen ülkemizde ve birçok ülkede embriyolojik kaynaklı kök hücre çalışmaları yasaklanmış durumdadır. İngiltere ve Belçika'da bu sınırlama yoktur, Almanya'da ise belirli kısıtlamalar getirilmiştir. Kök Hücre Tedavisinin Bugün İçin Bilinen Yan Etkileri Nelerdir? Özellikle ceninin ilk aşaması olan embriyondan elde edilen (embriyolojik) kök hücreler ile yapılan çalışmalarda yeni tümör, özellikle teratoma, ortaya çıkabildiği bildirilmiştir. Araştırmalarda kullanılan serum, kimyasal madde ve besi yerleri varlığında üretilen hücrelerin insan sağlığı için ne gibi potansiyel riskler taşıdığı bilinmemektedir. Otolog kök hücre nakillerinde %2, allojenik kök hücre nakillerinde ise %9 ölüm riski vardır. Beyin, Omurilik ve Sinir Hastalıklarında Kök Hücresi Uygulamaları Kök hücreleri kullanılarak bazı doku ve organlarda ortaya çıkmış hasarların onarımına yönelik çalışmalar ülkemiz dâhil dünyanın birçok ülkesinde son derece yoğun ve hızlı bir biçimde devam etmektedir. Yakın bir gelecek için, bugün için tedavi seçeneği bulamadığımız çeşitli hastalıkların sağaltımında kök hücrelerinin kullanımı umut verici görülmektedir. Bu hastalık gruplarından sinir bilimlerinin alanında bulunanların ilk sıralarında yer alan omurilik-sinir hasarları, beyin-damar hastalıkları, inmeler, Alzheimer, Parkinson, multipl skleroz, sara hastalığı gibi çeşitli rahatsızlıkların kök hücre uygulanarak tedavi edilebileceği öngörülmektedir
Kök hücre, işlevsel olarak farklılaşmamış, yani vücudun herhangi bir organ ya da dokusunda özel bir görev yapabilmek için tam olarak olgunlaşmamış karmaşık bir yapısı olan öncül bir hücredir. Bununla birlikte bu öncül hücre bedenin başka hücrelerine dönüşebilme yeteneğine sahiptir. Kök hücreleri, kabaca embriyolojik (ceninin erken evresi) kaynaklı veya erişkin insan bedeninden elde edilen türler olarak iki temel kısımda incelenir. Erişkin kökenli kök hücreleri insan vücudunda bulunan birçok dokudan elde edilebilmektedir ve embriyolojik kaynaklı olanlarla birlikte ortak özellikleri şunlardır: 1. Kendiliklerinden uygun bir büyüme ortamına yerleşebilirler; 2. Çoğalma yetenekleri vardır; 3. Başka tür hücrelere farklılaşıp bu türün devamı niteliğinde türler üretebilirler; 4. Kendilerini yenileyebilir veya kendi hücre topluluklarının devamlılığını sağlayabilirler; 5. Vücudun bir yerindeki zedelenmeyi takiben bu dokuyu onarabilme ve onu işlevsel hale getirebilme potansiyeline sahiptirler. Kök hücreleri başka tür hücrelere farklılaşma kapasitelerine göre 3 alt grupta incelenir: a) Sınırsız sayıda farklılaşma yeteneği olanlar (Totipotent). Bu tür hücreler ancak ceninlerin erken evresinde (embriyo) bulunurlar ve hemen her türlü vücut hücresine dönüşebilme yetenekleri vardır; b) Sınırlı sayıda farklılaşabilen, bununla birlikte organizmada birçok dokunun oluşması veya onarımı yeteneğine sahip hücreler (Pluripotent); c) Tek bir yönde farklılaşabilen hücreler (Unipotent); örnek olarak beyinden elde edilen kök hücrenin yalnızca sinir hücresine dönüşmesi verilebilir. Son iki tür hücre erişkin insan bedeninden elde edilebilirler. Kök hücreler içinde en çok bilineni ve tedavide en sık kullanılanı kan yapımından sorumlu (hematopoietik) kök hücresidir ve pluripotent bir yapısı vardır. Bu hücre, kemik iliğinin ve damarlarda dolaşan kanın hücrelerini oluşturmakla görevlidir ve buralarda bulunurlar; en fazla olarak kemik iliği, daha az olarak damarlarda dolaşan kan veya bebeğin kordon kanından elde edilebilir. Doğmamış bebeğin (cenin) karaciğer ve dalak gibi dokularında da vardır. Tarihçe Kendi kendini yenileyebilen kan hücrelerinin varlığı ilk kez 1950'li yıllarda gösterilmiştir. Bugün kullandığımız anlamdaki kök hücrenin tanımı ise 1961 yılında deney hayvanlarında yürütülen çalışmalar üzerine yapılmıştır. Kan kanseri, kalıtsal veya edinilmiş anemiler (kansızlık hastalığı) gibi kemik iliğinin tam olarak çalışmadığı bazı kan hastalıklarında kemik iliği nakilleri, doku uyuşmazlığı bulunmayan kişiler arasında uzun yıllardır yapılmaktaydı. Kemik iliği nakillerinin başarı kazanmasıyla birlikte 1970'li yıllarda kemik iliğinin bütününün değil, yalnızca onu oluşturan temel hücrelerin, yani bugünkü kullandığımız terimiyle kök hücrelerinin nakli gündeme geldi ve ilk uygulamaları umut verici oldu. Bu tarihlerden başlayarak kök hücre nakilleri giderek daha fazla uygulanmaya başladı ve ilk önceleri yalnızca kemik iliği onarımı için kullanılan kök hücreleri, az sayıda uygulama olsa da, vücudun diğer organ ve dokuları için de kullanılmaya başlandı. Embriyolojik kökenli kök hücreleri ise 1998 yılında tanımlandı, ancak bu hücreler ile yapılan uygulamalar, ahlaki boyutta karşılaşılan sorunlar tam olarak bir çözüme kavuşturulamadığı için, birçok ülkede sınırlandırıldı ya da yasaklandı. Hâlihazırda, dünyada her yıl yaklaşık olarak 15 bin kök hücre nakli yapılmaktadır. Bunların çoğunluğu erişkin insan kaynaklı uygulamalardır. Kök Hücre Nasıl Elde Edilir? Daha önce değinildiği üzere erişkin insan bedeninde yer alan çeşitli organ ya da dokulardan kök hücre elde edilmesi olanaklıdır. Damarlarda dolaşan kandan kök hücre elde etmek için; kişiye bazı ilaçlar verilerek kemik iliği uyarılır ve buradaki kök hücrelerin damar içinde dolaşan kana geçmesi sağlanır. Bir sonraki aşamada bu hücreler kandan yaklaşık olarak 2-3 gün içinde aferez yöntemi ile toplanır ve gereksinimi olan hastaya nakledilir. Kemik iliği onarımı için kullanılacaksa nakil yine damar yoluyla yapılır; diğer bir örnek olarak omurilik hasarını onarımı için kullanılacaksa omurilik kanalına doğrudan verilir. Otolog, yani kişinin kendi kök hücresi yıllarca saklanabilir; ancak allojenik, yani başka bir kişiden elde edilen kök hücresi hastaya hemen verilmelidir. Güncel olarak uygulanan kök hücre uygulamaları daha çok anlatılan bu teknik kullanılarak yapılmaktadır. Diğer organlardan da (deri, kas, beyin gibi) kök hücre elde edilmesi olanaklı olmakla birlikte burada uygulanması gereken teknik işlemlerin daha zor ve pahalı olması, ayrıca kandan kök hücre elde edilmesine oranla daha fazla risk taşıması bunun pratikte uygulanmasını güçleştirmektedir. Buna bir örnek beyinde bulunan kök hücreleridir; bu hücreler beynin derin bir bölgesinde yerleştiği için buradan ancak cerrahi bir girişim ile elde edilebilirler. Bir Kişiye Kim(ler)den Kök Hücresi Nakledilebilir? Günümüzde kök hücresi ile yapılan yaygın uygulama şekli kişinin kendisine ait kök hücrelerin kullanılmasıdır (otolog nakil). Bu olanaklı değilse, doku uygunluğu bulunan başka bir kişiden de (genellikle en uygun aday kardeş olmaktadır) kök hücresi nakli yapılabilir (allojenik nakil). Kardeşler arasında doku uygunluğu yaklaşık olarak %25 oranındadır. Günümüzde Kök Hücre Nakli Hastalıklarda Bir Tedavi Yöntemi Olarak Kabul Edilmekte midir? Kök hücreleri dünyada henüz bir hastalık tedavi yöntemi olarak kullanılmamaktadır. İletişim araçlarında sıkça duyurulan kök hücre nakli uygulamaları daha çok doku 'onarımı' amacıyla yapılmaktadır. Örneğin; şeker hastalığında pankreas dokusu çalışmıyor ve insülin üretemiyorsa pankreasın yetersiz de olsa insülin üretmesini kök hücre nakli ile sağlamak veya beynin, omuriliğin bazı hücreleri çalışmıyorsa kök hücre yardımıyla sinir hücrelerinin az çok yenilenmesini sağlamak gibi. Daha önce anlatılan kemik iliğinin yetersiz işlev gördüğü kan kanseri ve bazı anemi hastalılarında da amaç kök hücreleri yardımıyla kemik iliğini onarmaktır, kan kanserini bu yol ile tedavi etmek değildir. Burada şu soru ortaya atılabilir: Anlatılan bu yöntem de bir tedavi şekli değil midir? Teorik olarak bu sorunun yanıtı evettir, ancak günümüzde bilimsel tıp disiplinleri kök hücrelerinin kullanıldığı hastalıklarda sağlanan bu standardize edilmemiş sağaltım şeklini yerleşmiş bir yöntem olarak kabul etmemektedir. Kök Hücreleri Halen Hangi Hastalıklarda Kullanılmaktadır? Günümüzde kök hücreleri, en fazla olarak kan hastalıklarında kullanılmaktadır. Bunlardan en bilinenleri kan kanseri ve kalıtsal anemilerin yol açtığı kemik iliğinin çalışmadığı durumlardır. Bu hastalıkların yol açtığı kemik iliği yıkımının onarılmasında, tekrar kan üretimi yapabilir hale gelmesinde kök hücre uygulamaları ile oldukça yüksek oranda başarı sağlanmaktadır. Ayrıca şeker hastalığında pankreas için, böbrek yetmezliğinde, omurilik hasarlarında, beynin Parkinson, Alzheimer gibi çeşitli dejeneratif (sinir hücresi yıkımıyla giden) hastalıklarında, inmelerde, gözün retina hastalıklarında, bağışıklık sistemi hastalıklarında, bazı kalp ve damar yetmezliği hastalıklarında da halen hem deneysel hem de klinik olarak çalışmalar devam etmektedir. Bazı umut verici gelişmelere rağmen bu hastalıklarda henüz kesin bir başarı elde edilememiştir. Basında sık olarak yer bulan, bir organın (örneğin mesane gibi) veya dokunun (örneğin gözün ağ tabakası retina gibi) kök hücresi kullanılarak yeniden oluşturulması veya işlevsel hale getirilmesi hâlihazırda laboratuar ortamında küçük deney hayvanları üzerinde gerçekleştirilmektedir, insanda uygulaması yoktur. Ülkemizde çok yeni olarak, omurilik hasarı bulunan, tedavi için saptanmış uygun ölçütlere sahip kısıtlı sayıda felçli hastada kök hücresi nakli ile tedaviler uygulanmaya başlanmıştır. Bu çalışmaların sonuçları önümüzdeki yıllarda bildirilecektir. Son yıllarda yapılan araştırmalar kandan elde edilen kök hücrelerinin laboratuarda uygun koşullar altında yağ, kas, damar endoteli (iç çeperi), karaciğer, kıkırdak, kemik ve sinir hücrelerine dönüşebildiğini göstermiştir. Ülkemizde Kök Hücre Uygulamalarının Yasal Boyutu Nedir? Ülkemizde uzun yıllardır kök hücreleri ile hem klinik hem de araştırma düzeyinde uygulamalar yapılmakla birlikte bu konuda gerekli yasal düzenlemeler henüz ortaya konulmamıştır. 2006 yılında Sağlık Bakanlığı bünyesinde Kök Hücre Danışma Kurulu oluşturulmuştur. Ancak, kök hücre konusu üzerinde çalışmak isteyen hekimler ve bilim insanları bu kurula başvurmak zorunda değillerdir. Çalıştıkları kurumdan etik kurul kararı (çalışma izni) alarak uygulama yapabilmektedirler. Gerçekte ülkemizde insanlar üzerinde klinik arştırm yapmak isteyen her grup mutlaka öncelikle yerel etik kurul izni almalı daha sonra ise mutlaka sağlık bakanlığı kök hücre danışma kurulu izni için başvurması gerekmektedir. Lokal etik kurul izni tek başına yeterli değildir. Yakın bir gelecekte bu çalışmaların yasal bir zemine yerleştirilmesi beklenmektedir. Bu konudaki bilimsel gelişmelerin ve bilgi birikiminin güncel takibinin gerçekleşmesi, kök hücrelerin araştırma ve uygulamalarında ulusal ve uluslar arası bir standardizasyon sağlanması amacıyla Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) bünyesinde 2004 yılında Kök Hücre Çalışma Grubu oluşturulmuştur. Bu kurul belirli aralarla konuyla ilgili bilim adamlarını ve kamuyu aydınlatmak amacıyla bildiriler yayınlamaktadır Kordon Kanı Saklanmalı mıdır? Kordon kanı kök hücre elde etmek için iyi bir kaynaktır. Bebek doğarken alınan kan eksi 196°C'de çok uzun süre kullanıma hazır olarak saklanabilir. Kordon kanından elde edilen kök hücreleri embriyolojik kök hücreleri kadar farklılaşma yeteneğine sahip değillerdir. Kemik iliği ya da kandan elde edilen kök hücresinden farklı olarak kordon kanı günümüzde yalnızca ait olduğu kişi için kullanılmaktadır, ancak teorik olarak doku uyuşması durumunda başka kişiler için de kullanılabilir. Kordon kanının bugün için kullanımı çok sınırlıdır. İstatistiklere göre her üç bin kişiden birisinin kendi kordon kanına gereksinimi vardır. Konunun uzmanları kordon kanının saklanmasını önermemektedirler. Ülkemizde özel bazı kurumlar kordon kanı bankası hizmeti vermektedir, ancak bu kurumlar henüz resmiyet kazanmamıştır. Embriyolojik (Ceninin Erken Evresi) Kök Hücre Uygulaması Nedir? Embriyolojik kök hücreleri, ceninin erken aşamasında döllenme gerçekleştikten kısa süre sonra elde edilen hücrelerdir. Bu hücreler, ancak tüp bebek uygulamasında yapay döllenme ile oluşturulan embriyonlardan gereksinim fazlası olanlardan veya istenmeyen gebelik sonrası yapılan düşük sonucunda elde edilebilirler. Embriyolojik kök hücreleri erişkinden elde edilen kök hücrelerine göre sınırsız sayıda farklılaşma potansiyeline sahiptir (totipotent), kısaca; bu tür hücreler her türlü organdaki hasarı onarma yeteneğine sahipken erişkin tipi olanlar daha sınırlı farklılaşma gösterirler (pluripotent ve unipotent). Halen ülkemizde ve birçok ülkede embriyolojik kaynaklı kök hücre çalışmaları yasaklanmış durumdadır. İngiltere ve Belçika'da bu sınırlama yoktur, Almanya'da ise belirli kısıtlamalar getirilmiştir. Kök Hücre Tedavisinin Bugün İçin Bilinen Yan Etkileri Nelerdir? Özellikle ceninin ilk aşaması olan embriyondan elde edilen (embriyolojik) kök hücreler ile yapılan çalışmalarda yeni tümör, özellikle teratoma, ortaya çıkabildiği bildirilmiştir. Araştırmalarda kullanılan serum, kimyasal madde ve besi yerleri varlığında üretilen hücrelerin insan sağlığı için ne gibi potansiyel riskler taşıdığı bilinmemektedir. Otolog kök hücre nakillerinde %2, allojenik kök hücre nakillerinde ise %9 ölüm riski vardır. Beyin, Omurilik ve Sinir Hastalıklarında Kök Hücresi Uygulamaları Kök hücreleri kullanılarak bazı doku ve organlarda ortaya çıkmış hasarların onarımına yönelik çalışmalar ülkemiz dâhil dünyanın birçok ülkesinde son derece yoğun ve hızlı bir biçimde devam etmektedir. Yakın bir gelecek için, bugün için tedavi seçeneği bulamadığımız çeşitli hastalıkların sağaltımında kök hücrelerinin kullanımı umut verici görülmektedir. Bu hastalık gruplarından sinir bilimlerinin alanında bulunanların ilk sıralarında yer alan omurilik-sinir hasarları, beyin-damar hastalıkları, inmeler, Alzheimer, Parkinson, multipl skleroz, sara hastalığı gibi çeşitli rahatsızlıkların kök hücre uygulanarak tedavi edilebileceği öngörülmektedir
6.sınıf destek ve hareket sistemi konu anlatımı
DESTEK VE HAREKET SİSTEMİ :
Bir canlının canlılık özelliğini taşıyan en küçük yapı birimine hücre denir. Aynı yapı ve görevdeki hücreler birleşerek dokuları, benzer görevdeki dokular birleşerek organları, benzer görevdeki organlar birleşerek sistemleri, sistemlerde birleşerek canlı organizmayı yani canlı vücudunu oluştururlar.
İnsan vücudunda destek ve hareket sistemi, dolaşım sistemi, bağışıklık sistemi, solunum sistemi, sindirim sistemi, boşaltım sistemi, üreme sistemi, denetleyici ve düzenleyici sistemler gibi sistemler bulunur. Bu sistemler insan vücudunda düzenli ve uyumlu bir şekilde çalışırlar. İnsan vücudundaki herhangi bir sistemin ya da sistemleri oluşturan organlardan herhangi birinin görevini yapamaması, vücudun çalışma düzenini bozar ve canlı vücudu hastalanır.
Destek ve hareket sistemi, iskelet sistemi ve kas sistemi olmak üzere iki sistemden oluşur.
1- İSKELET SİSTEMİ :
İnsan vücudundaki kemiklerin, kıkırdakların ve eklemlerin birleşerek oluşturduğu sisteme iskelet sistemi denir. İskelet sistemi kemik doku ve kıkırdak dokudan oluşmuştur. İskelet sistemindeki kemik doku kemikleri ve eklemleri oluşturur. Yetişkin insan iskeletinde 206 (207), yeni doğmuş bebeklerde ise 300 kemik bulunur.
a) Kıkırdak Doku :
Bulunduğu yere şekil veren, desteklik ve esneklik sağlayan dokuya kıkırdak doku denir. (Burun ve kulağa şekil veren kıkırdak dokudur). Kıkırdak doku omurgalı (kemikli = iskelet sistemine sahip) hayvanların tamamında bulunur.
İnsanların iskelet sistemini oluşturan kemikler, yavru anne karnında iken yani embriyo döneminde iken kıkırdaktan yapılmıştır. Yavru doğduktan sonra kıkırdaklar sertleşerek kemikleri oluştururlar. Yetişkin insanların burun, kulak, soluk borusu, yemek borusu, kaburgaların ve eklem yerlerindeki kemiklerin uç kısımlarındaki kıkırdaklar ise kemikleşmemiştir.
Köpek balığının erişkinlerinde iskelet sistemi kemikten değil kıkırdaktan oluşmuştur.
Kıkırdak Dokunun Görevleri :
1- Eklem yerlerindeki kemiklerin birbirine sürtünüp aşınmasını önler.
2- Yemek ve soluk borusunun duvarlarının birbirine yapışarak kapanmasını önler.
3- Eklem yerlerindeki kemiklerin hareketini kolaylaştırır.
4- Uzun kemiklerde kemiğin büyümesini sağlar ve boyca uzamaya yardımcı olur.
5- Bulunduğu yere şekil verir.
b) Kemik Doku :
İnsanların ve omurgalı hayvanların iskelet sistemindeki kemikleri ve eklemleri oluşturan dokuya kemik doku denir. Kemik doku, kemik hücreleri (osteosit), kan damarları, sinirler ve hücrelerin arasını dolduran ara maddeden (osein) oluşur.
Kemik dokudaki hücrelerin arasını dolduran ara madde protein ve madensel tuzlardan (kalsiyum, magnezyum, fosfor) oluşur. Proteinler kemiklerin esnek olmasını, madensel tuzlarda kemiklerin sert olmasını sağlarlar.
İnsanların yaşı ilerledikçe kemik dokudaki ara maddede biriken kalsiyum ve fosfor gibi madensel tuzların miktarı artar, protein miktarı azalır. Bu nedenle kemiklerin sertliği artar, esnekliği azalır, kemikler kolay kırılır fakat geç iyileşir. Kemiklerdeki madensel tuz miktarının yaşlanmaya bağlı olarak değişmesi sonucu kemik erimesi hastalığı da oluşabilir.
NOT :
1- Köpek balıklarının yetişkinlerinde iskelet sistemi kemikten değil kıkırdaktan oluşur.
2- Besin maddeleri ile vücuda yeterli miktarda madensel tuz alınmazsa, vücudun madensel tuz ihtiyacı kemiklerden karşılanır. Bu da kemik erimesine yol açar.
c) İskelet Sisteminin (Kemiklerin) Görevleri :
1- Vücuda şekil verir.
2- Vücudun dik durmasını sağlar.
3- Kaslarla birlikte vücudun hareket etmesini sağlar.
4- İç organları dış etkilere karşı korur.
5- Kan hücrelerini (alyuvarlar, akyuvarlar, kan pulcukları) üretir.
6- Madensel tuzları (mineralleri) (kalsiyum, magnezyum ve fosfor gibi) depolar.
7- Kasların ve organları vücutta tutunmasını sağlar (onlara tutunma yüzeyi oluşturur).
d) İskelet Sistemindeki Kemik Çeşitleri :
İskelet sistemini oluşturan kemikler şekillerine göre; uzun kemikler, yassı kemikler ve kısa kemikler olmak üzere üç çeşittir.
1- Uzun Kemikler :
Uzunluğu kalınlığından fazla olan silindir şeklindeki kemiklerdir. Kol ve bacaklarda bulunan kemiklerin çoğu uzun kemiktir. İnsan vücudundaki en uzun kemik uyluk kemiğidir.
Uzun kemiğin yapısında; eklem kıkırdağı, süngerimsi kemik doku, sert kemik doku, kırmızı kemik iliği, sarı kemik iliği, kemik zarı, kan damarları ve sinirler bulunur.
Kollardaki Uzun Kemikler : Bacaklardaki Uzun Kemikler :
• Pazı kemiği • Uyluk kemiği
• Dirsek kemiği • Kaval kemiği
• Ön kol kemiği • Baldır kemiği
• El tarak kemiği • Ayak tarak kemiği
• El parmak kemiği • Ayak parmak kemiği
2- Yassı Kemikler :
Uzunluğu ve genişliği fazla, kalınlığı az olan kemiklerdir.
Yassı kemiğin yapısında; eklem kıkırdağı, süngerimsi kemik doku, sert kemik doku, kırmızı kemik iliği, kemik zarı, kan damarları ve sinirler bulunur. Yassı kemikte sarı kemik iliği bulunmaz.
• Kürek kemiği
• Kalça kemiği
• Kaburga kemiği
• Göğüs kemiği
• Kafatası kemikleri
3- Kısa Kemikler :
Uzunluğu, genişliği, kalınlığı birbirine yakın olan kemiklerdir.
Kısa kemiğin yapısında; eklem kıkırdağı, süngerimsi kemik doku, sert kemik doku, kırmızı kemik iliği, kemik zarı, kan damarları ve sinirler bulunur. Kısa kemikte sarı kemik iliği bulunmaz.
• El bilek kemiği
• Ayak bilek kemiği
• Omurgayı oluşturan omur kemikleri
e) Uzun Kemiğin Yapısı :
Uzun kemiğin yapısında; eklem kıkırdağı, süngerimsi kemik doku, sert kemik doku, kırmızı kemik iliği, sarı kemik iliği, kemik zarı, kan damarları ve sinirler bulunur.

1- Kemik Ucu (Kemik Başı) :
Uzun kemiğin iki ucundaki şişkin kısma kemik ucu (başı) denir.
2- Kemik Gövdesi :
Uzun kemikte iki kemik ucu arasında kalan uzun kısma kemik gövdesi denir.
3- Kemik Zarı (Periost) :
Kemiğin dış kısmında bulunan, kemiği dış etkilere karşı koruyan, kemiğin beslenmesini, enine kalınlaşmasını ve kırılan, çatlayan kemiklerin onarılmasını sağlayan kısma kemik zarı (periost) denir.
Kemik zarı görevini yerine getiremezse kemiklerin enine büyümesi gerçekleşmez, kırılan kemikler iyileşemez, kemikler beslenemez ve buna bağlı olarak kemik gelişiminde bozukluklar görülür.
4- Eklem Kıkırdağı :
Kemik başının uç kısmında bulunan, kemiklerin boyca uzamasını sağlayan, eklem yerlerindeki kemiklerin uç uca değerek sürtünüp aşınmasını önleyen yapıya eklem kıkırdağı denir. (Eklem kıkırdağı 2–5 mm kalınlığındadır. Kan damarları ve sinir uçları kıkırdağa girmez. Kıkırdak, sinir ucu içermemesi nedeni ile ağrıya duyarsızdır).
5- Süngerimsi Kemik Doku :
Kemik başının içini dolduran sünger şeklindeki yumuşak dokuya süngerimsi kemik doku denir. Süngerimsi kemik doku, düzensiz boşlukların bulunduğu gözenekli yapıya sahiptir. Süngerimsi kemik dokunun yapısında bulunan boşluklar kemiğin dayanıklılığını azaltmaz, kemiğin esnekliğini arttırır.
Süngerimsi kemik doku görevini yerine getiremezse kırmızı kemik iliği üretilemez.
6- Kırmızı Kemik İliği :
Süngerimsi kemik dokunun içinde bulunan ve alyuvarlar denilen kan hücresini üreten kısma kırmızı kemik iliği denir.
Kırmızı kemik iliği görevini yerine getiremezse kan hücresi üretimi gerçekleşmez.
7- Sarı Kemik İliği :
Kemik gövdesinin içini dolduran, yağ depolayan (dokudan oluşan), akyuvarlar denilen kan hücresini üreten, içinde kan damarları ve sinirlerin bulunduğu kısma sarı kemik iliği denir. (Kırmızı kemik iliğinin yetersiz kaldığı durumlarda kan hücresi üretir).
Sarı kemik iliği görevini yerine getiremezse yağ depolanamaz ve kan hücresi üretimi gerçekleşmez.
8- Sert (Sıkı) Kemik Doku
Kemiğin dış kısmında bulunan, madensel tuzlar ile sertlik kazanan ve kemiğin sert olmasını sağlayan ve kemik zarının (hemen) alt kısmında bulunan dokuya sert (sıkı) kemik doku denir. Sert kemik dokunun 2/3’ ü madensel tuzlardan (minerallerden = Ca ve P), 1/3’ ü kemik hücrelerinden oluşmuştur. (Sirke, kemiğin yapısındaki kalsiyumu uzaklaştırdığı için sirkede bekletilen kemik yumuşar ve bükülebilir hale gelir).
f) İnsan İskeletinin Bölümleri :
İnsan iskeleti; baş iskeleti, gövde iskeleti ve üyeler (kollar ve bacaklar) iskeleti olmak üzere üç bölümden oluşur.
1- Baş İskeleti :
Vücutta beyin ve beyincik gibi kısımları koruyan, göz, kulak, burun gibi duyu organlarının yerleştiği, genellikle yassı kemiklerden oluşan bölümdür.
Baş iskeletini oluşturan yassı kemikler birbirlerine oynamaz eklemlerle bağlanmıştır. Sadece alt çene kemiğinde yarı oynar eklem bulunur.
Yeni doğan çocuklarda kafatasında bıngıldak (kıkırdaksı kemik) bulunur. Bıngıldak daha sonra sertleşerek kemikleşir.
Baş iskeleti; kafatası ve yüz kemikleri olarak iki kısımdan oluşur.
2- Gövde İskeleti :
Gövde iskeleti omurga, göğüs kafesi, omuz kemeri ve kalça kemeri olarak dört kısımdan oluşur.
Omurga :
Omurga, boyundan başlayıp kuyruk sokumuna kadar gider ve omur denilen 33 kısa kemikten oluşur. (Omurga, bel kemiği olarak bilinir). Omurganın ortasında omurilik kanalı, omurilik kanalında da omurilik denilen sinirler bulunur. (Üst üste dizilmiş omurların sürtünerek birbirini aşındırmaması için kıkırdak yastıklar bulunur. Gelişimini tamamlamış bir insanda omurga S harfi şeklinde kıvranabilen bir yapıdadır. Bu eğrilik omurgaya yaylanma yeteneği ve dengede kolaylık sağlar).
Omurga, hem omuriliği korur, hem de iskelete arkadan destek verir.
Omurgayı oluşturan omur kemikleri birbirlerine yarı oynar eklemlerle bağlanmıştır. Yalnızca sağrı ve kuyruk sokumu omurları arasında oynamaz eklemler bulunur.
Omurga, beş bölümden oluşur. Bunlar; boyun, sırt, bel, sağrı ve kuyruk sokumudur.
Göğüs Kafesi :
Göğüs kemiği (vücudun göğüs bölgesinde bulunan üst kısmı geniş aşağıya doğru sivrilen yassı bir kemiktir ve üç kemiğin birleşmesinde oluşur), 12 çift kaburga ve sırt omurlarından oluşur. Kaburga kemiklerinin 10 çifti önden göğüs kemiğine, 12 çifti arkadan sırt omurlarına bağlanır. Öndeki iki çift kaburga, göğüs kemiğine bağlı değildir. Bu iki çift kaburga göğüs kafesinin (nefes alıp verme sırasında) hareketini sağlar. (Ön tarafta ilk yedi çift kaburga kemiği göğüs kemiğine eklemlerle bağlanmıştır. 8, 9, 10. çift kaburga kemikleri kıkırdak parçalarla önce birbirlerine sonrada 7’inci kaburga çiftine bağlanarak göğüs kafesini oluşturur. Son iki kaburga kemiğinin ön uçları serbesttir ve bunlara yüzücü kaburgalar denir).
Akciğerler ve kalp göğüs kafesinde bulunur ve göğüs kafesi hem bu organları korur hem de soluk alıp vermede görevlidir.
Omuz Kemeri :
Kolların gövdeye bağlanmasını sağlayan kemiklerden oluşan kısma omuz kemeri denir. Her kol için 1 kürek kemiği ve 1 köprücük kemiğinden oluşur. Omuz kemeri ile pazı kemiği arasında omuz eklemi bulunur. Omuz eklemi oynar eklemdir.
Kalça Kemeri :
Bacakların gövdeye bağlanmasını sağlayan kemiklerden oluşan kısma kalça kemeri denir. Kalça kemeri, iki tane kalça kemiği ile bir tane sağrı kemiğinden oluşur. (Her kalça kemiği leğen, oturga ve çatı kemiklerinin birleşmesiyle oluşmuştur).
Kalça kemeri ile uyluk kemiği arasında kalça eklemi bulunur. Kalça eklemi oynar eklemdir.
3- Üyeler (Kollar ve Bacaklar) İskeleti :
Kol ve bacak kemiklerinden oluşur.
g) Eklemler
İki ya da daha fazla kemiğin birbirine bağlandığı yere eklem denir. Eklemler, kemiklerin hareket etmesini ve birbirlerine bağlanmasını sağlarlar. Eklem yerlerindeki kemikler birbirlerin kuvvetli eklem bağı ile bağlanmışlardır.
Eklemler, bulundukları yere ve hareketlerine göre oynar, yarı oynar ve oynamaz eklemler olarak üç çeşittir.
1- Oynar (Hareketli) Eklemler :
Her yönde rahatça hareket edebilen eklemlerdir. Oynar eklemler vücudun hareketini sağlarlar. Oynar eklemlerde, kemikler arasında boşluk bulunur ve bu boşluk eklem sıvısı ile doludur. Eklem sıvısı ile kemiklerin uç kısımlarındaki kıkırdak kemiklerin kolay hareket etmesini sağlar ve kemiklerin birbirine sürtünüp aşınmasını önler.
• Omuz eklemli
• Kalça eklemi
• Kol ve bacaklardaki eklemler
2- Yarı Oynar Eklemler :
Çok az hareket edebilen, hareketleri sınırlı olan eklemlerdir. Yarı oynar eklemi oluşturan iki kemik arasında sadece kıkırdak bulunur, eklem sıvısı ve kemikler arasında boşluk bulunmaz. (Bu eklemlerdeki kemikler, kıkırdakların esnekliği oranında hareket edebilirler).
• Alt çene kemiğini bağlayan eklem
• Omurgadaki omur kemiklerini bağlayan eklemler

3- Oynamaz (Hareketsiz) Eklemler :
Kemiklerin birbirine sıkıca kaynamasıyla oluşan ve hiç hareket etmeyen eklemlerdir. Oynamaz eklemi oluşturan kemikler arasında hiç boşluk bulunmaz.
• Kafatası kemiklerini bağlayan eklemler
• Kuyruk sokumu ve sağrı omurlarını bağlayan eklemler
2- KAS SİSTEMİ :
İskelet sistemindeki kemiklerin üzerini örten, iç organların yapısına katılarak vücudun ve iç organların hareket etmesini sağlayan kasların oluşturduğu sisteme kas sistemi denir.
a) Kasların Yapısı :
Kaslar, kas hücrelerinden oluşur. Kas hücreleri kasılıp gevşeme özelliğine sahip olduğu için kaslar da kasılıp gevşeme özelliğine sahiptir. Kasların en önemli görevi vücudun ve iç organların hareket etmesini sağlamaktır. Vücuttaki hareketlerin tamamı kasların kasılıp gevşeme özelliği sayesinde yapılır. (Göz bebeğinin büyüyüp küçülmesi, kılların dikleşmesi, kalp, mide ve bağırsak gibi organların boşluklardaki madde akışı, kasların kasılması ile sağlanır).
Kaslar, kas teli veya lif denilen uzun, ince, ipliksi (iplik şeklindeki) yapılardan oluşur. Kas tellerinin oluşturduğu topluluğa kas demeti denir. Kasların kemiklere bağlandığı yere de tendon veya kiriş denir.
Kasların içinde sinirler (sinir uçları) bulunur. Kaslar beynin (veya omurilik soğanının) sinirlerle gönderdiği emre göre kasılıp gevşeyerek kemiklerin yani vücudun (ve iç organları) hareket etmesini sağlarlar.
b) Kas Çeşitleri :
Kaslar özelliklerine, vücutta bulundukları yere ve çalışma şekillerine göre düz (beyaz) kas, çizgili (kırmızı) kas ve kalp kası olarak üç çeşittir.
1- Çizgili (Kırmızı) Kaslar :
İskelet sistemindeki kemiklerin üzerini örten (kemikleri saran) ve vücudun hareket etmesini sağlayan kaslara çizgili (kırmızı) kaslar veya iskelet kasları denir.
Çizgili kaslar;
• Bizim isteğimizle çalışırlar (istemli kaslardır).
• Hızlı çalışıp çabuk yorulurlar.
• Güçlü kasılıp gevşerler ve çok enerji harcarlar.
• Hücreleri uzun, silindir şekilli ve kırmızı renklidir.
• Boyun, kol, bacak, el, ayak, parmak, göz kapağı kasları çizgili kaslardır.
• Enine bantlaşma görülür.
2- Düz (Beyaz) Kaslar :
İç organların yapısında bulunan ve iç organların çalışmasını sağlayan kaslara düz (beyaz) kaslar denir. (Kanın damarlarda pompalanmasını, doğum sırasında rahmin kasılmasını sağlarlar).
Düz kaslar;
• Bizim isteğimiz dışı çalışırlar (istemsiz kaslardır).
• Yavaş ve uzun süre yorulmadan çalışırlar.
• Zayıf kasılıp gevşerler ve az enerji harcarlar.
• Hücreleri uzun, ince, iplik (iğ) şekilli ve beyaz renklidir.
• Mide, bağırsak, yemek borusu, böbrek, akciğer, damarlar gibi iç organlarda düz kaslar bulunur. (Midenin besinleri öğütmesi, doğum sırasında rahmin genişlemesi).
• Enine bantlaşma görülmez.
3- Kalp Kası :
Kalbin yapısında bulunan ve kalbin çalışmasını yani kasılıp gevşemesini sağlayan kasa kalp kası denir.
Kalp kası;
• Yapısı çizgili kasa, çalışması da düz kasa benzer.
• Bizim isteğimiz dışı çalışırlar (istemsiz kaslardır).
• Ömür boyu yorulmadan belli bir ritme göre (ritmik) çalışırlar.
• Güçlü kasılıp gevşerler ve hızlı çalışırlar.
c) Kasların Çalışması :
Kemikler ve eklemlerle birlikte vücudun hareket etmesini sağlayan kaslar vücutta çift olarak bulunurlar. Bu çift kaslar aynı yönde veya zıt yönlerde kasılıp gevşeyebilirler.
Vücuttaki kemiklerin hareket etmesini sağlayan kaslar zıt yönde çalışırlar. Kemiklerin üzerinde karşılıklı bulunan iki kastan biri kasılırken diğeri gevşer ve kasılma anında kemiği çekerek kemiğin eklem yerinde hareket etmesini sağlar. Zıt çalışan kasların birbiriyle uyumu vücudun daha kolay hareket etmesini sağlar.
3- Destek ve Hareket Sisteminin (Kasların) Çalışması :
İnsan vücudunun hareket edebilmesi için iskelet sistemi, kas sistemi, eklemler ve sinir sisteminin birlikte çalışması gerekir.
İnsan vücudunun hareket edebilmesi için eklem yerlerindeki kemiklerin hareket etmesi gerekir. Eklem yerlerindeki kemiklerin hareket edebilmesi için kasların çalışması yani kasılıp gevşemesi gerekir. Kasların kasılıp gevşemesi için de beynin emir vermesi ve bu emrin sinirler yarımıyla kaslara gelmesi gerekir.
Hareket etmek istediğimizde beyin emir verir, beynin verdiği emir sinirler yardımıyla kaslara gelir ve kaslar bu emre göre kasılıp gevşeyerek kemiklerin eklem yerlerinde hareket etmesini sağlar. Kemikler hareket edince vücutta hareket etmiş olur.
Kemikler hareket ederken, kemiklerin üzerindeki karşılıklı bulunan iki kas birbirlerine zıt olarak çalışırlar. Kaslardan biri kasılırken diğeri gevşer ve kasılma anında kemiği çekerek hareket etmesini sağlar.
Örnek : • Kolumuzu bükerken pazı kası kasılır, arkasındaki kas gevşer.
• Kolumuzu açarken pazı kası gevşer, arkasındaki kas kasılır.
NOT :
1- Kasılan kas kısalır, kalınlaşır, sertleşir, şişer ve enerji harcar.
Gevşeyen kas incelir, uzar, yumuşar ve enerji harcar.
2- Kaslar sadece kemiği değil deriyi de hareket ettirebilir. Göz kapakları, dudak ve yüzün hareket etmesini de kaslar sağlar.
4- Destek ve Hareket Sisteminin Sağlığı ve Korunması :
Destek ve hareket sisteminin sağlığının korunması için;
1- Dengeli beslenilmelidir.
2- İskelet ve kasların gelişmesi için yaşa uygun spor yapılmalıdır.
3- Kemiklerin ve dişlerin gelişmesi için kalsiyum ve fosfor içeren (et, süt, yumurta ve peynir gibi) besinlerle birlikte D vitamini alınmalıdır. (D vitamini eksikliğinde çocuklarda raşitizm, büyüklerde osteomalizi denilen kemik erimesi hastalığı oluşur).
4- Kemiklerin gelişmesi için yeterince (D vitamininin görev yapabilmesi için) güneş ışığı alınmalıdır.
5- Sivri burunlu, dar ve yüksek topuklu ayakkabılar giyilmemelidir.
6- Ağır yük taşınmamalıdır.
7- Aşırı kilolardan ve spordan kaçınılmalıdır. (Kemiklerde şekil bozukluğu oluşur).
8- Duruş ve oturuş biçimlerin dikkat edilmelidir. (Sandalyeye dik oturulmalıdır, kambur durulmamalıdır). (Kemiklerde şekil bozukluğu oluşur).
9- Dik yürünmelidir.
10- Yük taşınırken veya kaldırılırken dengeli (iki elle) tutulmalıdır. (Çanta tek omuzda taşınmamalıdır, yükler dizleri bükmeden kaldırılmamalıdır). (Kemiklerde şekil bozukluğu oluşur).
11- Kasların güçlenmesi için protein içeren besinler alınmalıdır.
12- Kırık, çıkık ve burkulmalarda (çıkıkçıya ve kırıkçıya değil) doktora gidilmelidir.
NOT :
1- D vitamini eksikliğinde çocuklarda raşitizm, büyüklerde osteomalizi denilen
kemik erimesi hastalığı oluşur.
2- Hareketsizlikten dolayı eklem yerlerinde kireçlenme ve buna bağlı olarak ağrılar yani romatizma hastalığı oluşur.
3- Tetanos bakterisi, istemsiz kasılmalara yol açar. Tetanos iğnesi yaptırılmalıdır.
4- Ani bir darbe ya da zorlamalarda kemikler kırılabilir. Kırıklar genelde kemiğin zarar gören kısmı alçıya alınarak tedavi edilir.
Teknolojiye bağlı olarak platin çubuklarla kemiklerin kaynaştırılması, doku mühendisliği uygulamaları ile kırık bölgenin kemik yamalarla onarımı ile de kırılan kemikler iyileştirilebilir.
Teknolojiye bağlı olarak geliştirilen uygulamalardan biri de protez kullanımıdır. Engelli kişiler protez kol veya bacak sayesinde günlük yaşantılarına devam edebilirler.
Bir canlının canlılık özelliğini taşıyan en küçük yapı birimine hücre denir. Aynı yapı ve görevdeki hücreler birleşerek dokuları, benzer görevdeki dokular birleşerek organları, benzer görevdeki organlar birleşerek sistemleri, sistemlerde birleşerek canlı organizmayı yani canlı vücudunu oluştururlar.
İnsan vücudunda destek ve hareket sistemi, dolaşım sistemi, bağışıklık sistemi, solunum sistemi, sindirim sistemi, boşaltım sistemi, üreme sistemi, denetleyici ve düzenleyici sistemler gibi sistemler bulunur. Bu sistemler insan vücudunda düzenli ve uyumlu bir şekilde çalışırlar. İnsan vücudundaki herhangi bir sistemin ya da sistemleri oluşturan organlardan herhangi birinin görevini yapamaması, vücudun çalışma düzenini bozar ve canlı vücudu hastalanır.
Destek ve hareket sistemi, iskelet sistemi ve kas sistemi olmak üzere iki sistemden oluşur.
1- İSKELET SİSTEMİ :
İnsan vücudundaki kemiklerin, kıkırdakların ve eklemlerin birleşerek oluşturduğu sisteme iskelet sistemi denir. İskelet sistemi kemik doku ve kıkırdak dokudan oluşmuştur. İskelet sistemindeki kemik doku kemikleri ve eklemleri oluşturur. Yetişkin insan iskeletinde 206 (207), yeni doğmuş bebeklerde ise 300 kemik bulunur.
a) Kıkırdak Doku :
Bulunduğu yere şekil veren, desteklik ve esneklik sağlayan dokuya kıkırdak doku denir. (Burun ve kulağa şekil veren kıkırdak dokudur). Kıkırdak doku omurgalı (kemikli = iskelet sistemine sahip) hayvanların tamamında bulunur.
İnsanların iskelet sistemini oluşturan kemikler, yavru anne karnında iken yani embriyo döneminde iken kıkırdaktan yapılmıştır. Yavru doğduktan sonra kıkırdaklar sertleşerek kemikleri oluştururlar. Yetişkin insanların burun, kulak, soluk borusu, yemek borusu, kaburgaların ve eklem yerlerindeki kemiklerin uç kısımlarındaki kıkırdaklar ise kemikleşmemiştir.
Köpek balığının erişkinlerinde iskelet sistemi kemikten değil kıkırdaktan oluşmuştur.
Kıkırdak Dokunun Görevleri :
1- Eklem yerlerindeki kemiklerin birbirine sürtünüp aşınmasını önler.
2- Yemek ve soluk borusunun duvarlarının birbirine yapışarak kapanmasını önler.
3- Eklem yerlerindeki kemiklerin hareketini kolaylaştırır.
4- Uzun kemiklerde kemiğin büyümesini sağlar ve boyca uzamaya yardımcı olur.
5- Bulunduğu yere şekil verir.
b) Kemik Doku :
İnsanların ve omurgalı hayvanların iskelet sistemindeki kemikleri ve eklemleri oluşturan dokuya kemik doku denir. Kemik doku, kemik hücreleri (osteosit), kan damarları, sinirler ve hücrelerin arasını dolduran ara maddeden (osein) oluşur.
Kemik dokudaki hücrelerin arasını dolduran ara madde protein ve madensel tuzlardan (kalsiyum, magnezyum, fosfor) oluşur. Proteinler kemiklerin esnek olmasını, madensel tuzlarda kemiklerin sert olmasını sağlarlar.
İnsanların yaşı ilerledikçe kemik dokudaki ara maddede biriken kalsiyum ve fosfor gibi madensel tuzların miktarı artar, protein miktarı azalır. Bu nedenle kemiklerin sertliği artar, esnekliği azalır, kemikler kolay kırılır fakat geç iyileşir. Kemiklerdeki madensel tuz miktarının yaşlanmaya bağlı olarak değişmesi sonucu kemik erimesi hastalığı da oluşabilir.
NOT :
1- Köpek balıklarının yetişkinlerinde iskelet sistemi kemikten değil kıkırdaktan oluşur.
2- Besin maddeleri ile vücuda yeterli miktarda madensel tuz alınmazsa, vücudun madensel tuz ihtiyacı kemiklerden karşılanır. Bu da kemik erimesine yol açar.
c) İskelet Sisteminin (Kemiklerin) Görevleri :
1- Vücuda şekil verir.
2- Vücudun dik durmasını sağlar.
3- Kaslarla birlikte vücudun hareket etmesini sağlar.
4- İç organları dış etkilere karşı korur.
5- Kan hücrelerini (alyuvarlar, akyuvarlar, kan pulcukları) üretir.
6- Madensel tuzları (mineralleri) (kalsiyum, magnezyum ve fosfor gibi) depolar.
7- Kasların ve organları vücutta tutunmasını sağlar (onlara tutunma yüzeyi oluşturur).
d) İskelet Sistemindeki Kemik Çeşitleri :
İskelet sistemini oluşturan kemikler şekillerine göre; uzun kemikler, yassı kemikler ve kısa kemikler olmak üzere üç çeşittir.
1- Uzun Kemikler :
Uzunluğu kalınlığından fazla olan silindir şeklindeki kemiklerdir. Kol ve bacaklarda bulunan kemiklerin çoğu uzun kemiktir. İnsan vücudundaki en uzun kemik uyluk kemiğidir.
Uzun kemiğin yapısında; eklem kıkırdağı, süngerimsi kemik doku, sert kemik doku, kırmızı kemik iliği, sarı kemik iliği, kemik zarı, kan damarları ve sinirler bulunur.
Kollardaki Uzun Kemikler : Bacaklardaki Uzun Kemikler :
• Pazı kemiği • Uyluk kemiği
• Dirsek kemiği • Kaval kemiği
• Ön kol kemiği • Baldır kemiği
• El tarak kemiği • Ayak tarak kemiği
• El parmak kemiği • Ayak parmak kemiği
2- Yassı Kemikler :
Uzunluğu ve genişliği fazla, kalınlığı az olan kemiklerdir.
Yassı kemiğin yapısında; eklem kıkırdağı, süngerimsi kemik doku, sert kemik doku, kırmızı kemik iliği, kemik zarı, kan damarları ve sinirler bulunur. Yassı kemikte sarı kemik iliği bulunmaz.
• Kürek kemiği
• Kalça kemiği
• Kaburga kemiği
• Göğüs kemiği
• Kafatası kemikleri
3- Kısa Kemikler :
Uzunluğu, genişliği, kalınlığı birbirine yakın olan kemiklerdir.
Kısa kemiğin yapısında; eklem kıkırdağı, süngerimsi kemik doku, sert kemik doku, kırmızı kemik iliği, kemik zarı, kan damarları ve sinirler bulunur. Kısa kemikte sarı kemik iliği bulunmaz.
• El bilek kemiği
• Ayak bilek kemiği
• Omurgayı oluşturan omur kemikleri
e) Uzun Kemiğin Yapısı :
Uzun kemiğin yapısında; eklem kıkırdağı, süngerimsi kemik doku, sert kemik doku, kırmızı kemik iliği, sarı kemik iliği, kemik zarı, kan damarları ve sinirler bulunur.
1- Kemik Ucu (Kemik Başı) :
Uzun kemiğin iki ucundaki şişkin kısma kemik ucu (başı) denir.
2- Kemik Gövdesi :
Uzun kemikte iki kemik ucu arasında kalan uzun kısma kemik gövdesi denir.
3- Kemik Zarı (Periost) :
Kemiğin dış kısmında bulunan, kemiği dış etkilere karşı koruyan, kemiğin beslenmesini, enine kalınlaşmasını ve kırılan, çatlayan kemiklerin onarılmasını sağlayan kısma kemik zarı (periost) denir.
Kemik zarı görevini yerine getiremezse kemiklerin enine büyümesi gerçekleşmez, kırılan kemikler iyileşemez, kemikler beslenemez ve buna bağlı olarak kemik gelişiminde bozukluklar görülür.
4- Eklem Kıkırdağı :
Kemik başının uç kısmında bulunan, kemiklerin boyca uzamasını sağlayan, eklem yerlerindeki kemiklerin uç uca değerek sürtünüp aşınmasını önleyen yapıya eklem kıkırdağı denir. (Eklem kıkırdağı 2–5 mm kalınlığındadır. Kan damarları ve sinir uçları kıkırdağa girmez. Kıkırdak, sinir ucu içermemesi nedeni ile ağrıya duyarsızdır).
5- Süngerimsi Kemik Doku :
Kemik başının içini dolduran sünger şeklindeki yumuşak dokuya süngerimsi kemik doku denir. Süngerimsi kemik doku, düzensiz boşlukların bulunduğu gözenekli yapıya sahiptir. Süngerimsi kemik dokunun yapısında bulunan boşluklar kemiğin dayanıklılığını azaltmaz, kemiğin esnekliğini arttırır.
Süngerimsi kemik doku görevini yerine getiremezse kırmızı kemik iliği üretilemez.
6- Kırmızı Kemik İliği :
Süngerimsi kemik dokunun içinde bulunan ve alyuvarlar denilen kan hücresini üreten kısma kırmızı kemik iliği denir.
Kırmızı kemik iliği görevini yerine getiremezse kan hücresi üretimi gerçekleşmez.
7- Sarı Kemik İliği :
Kemik gövdesinin içini dolduran, yağ depolayan (dokudan oluşan), akyuvarlar denilen kan hücresini üreten, içinde kan damarları ve sinirlerin bulunduğu kısma sarı kemik iliği denir. (Kırmızı kemik iliğinin yetersiz kaldığı durumlarda kan hücresi üretir).
Sarı kemik iliği görevini yerine getiremezse yağ depolanamaz ve kan hücresi üretimi gerçekleşmez.
8- Sert (Sıkı) Kemik Doku
Kemiğin dış kısmında bulunan, madensel tuzlar ile sertlik kazanan ve kemiğin sert olmasını sağlayan ve kemik zarının (hemen) alt kısmında bulunan dokuya sert (sıkı) kemik doku denir. Sert kemik dokunun 2/3’ ü madensel tuzlardan (minerallerden = Ca ve P), 1/3’ ü kemik hücrelerinden oluşmuştur. (Sirke, kemiğin yapısındaki kalsiyumu uzaklaştırdığı için sirkede bekletilen kemik yumuşar ve bükülebilir hale gelir).
f) İnsan İskeletinin Bölümleri :
İnsan iskeleti; baş iskeleti, gövde iskeleti ve üyeler (kollar ve bacaklar) iskeleti olmak üzere üç bölümden oluşur.
1- Baş İskeleti :
Vücutta beyin ve beyincik gibi kısımları koruyan, göz, kulak, burun gibi duyu organlarının yerleştiği, genellikle yassı kemiklerden oluşan bölümdür.
Baş iskeletini oluşturan yassı kemikler birbirlerine oynamaz eklemlerle bağlanmıştır. Sadece alt çene kemiğinde yarı oynar eklem bulunur.
Yeni doğan çocuklarda kafatasında bıngıldak (kıkırdaksı kemik) bulunur. Bıngıldak daha sonra sertleşerek kemikleşir.
Baş iskeleti; kafatası ve yüz kemikleri olarak iki kısımdan oluşur.
2- Gövde İskeleti :
Gövde iskeleti omurga, göğüs kafesi, omuz kemeri ve kalça kemeri olarak dört kısımdan oluşur.
Omurga :
Omurga, boyundan başlayıp kuyruk sokumuna kadar gider ve omur denilen 33 kısa kemikten oluşur. (Omurga, bel kemiği olarak bilinir). Omurganın ortasında omurilik kanalı, omurilik kanalında da omurilik denilen sinirler bulunur. (Üst üste dizilmiş omurların sürtünerek birbirini aşındırmaması için kıkırdak yastıklar bulunur. Gelişimini tamamlamış bir insanda omurga S harfi şeklinde kıvranabilen bir yapıdadır. Bu eğrilik omurgaya yaylanma yeteneği ve dengede kolaylık sağlar).
Omurga, hem omuriliği korur, hem de iskelete arkadan destek verir.
Omurgayı oluşturan omur kemikleri birbirlerine yarı oynar eklemlerle bağlanmıştır. Yalnızca sağrı ve kuyruk sokumu omurları arasında oynamaz eklemler bulunur.
Omurga, beş bölümden oluşur. Bunlar; boyun, sırt, bel, sağrı ve kuyruk sokumudur.
Göğüs Kafesi :
Göğüs kemiği (vücudun göğüs bölgesinde bulunan üst kısmı geniş aşağıya doğru sivrilen yassı bir kemiktir ve üç kemiğin birleşmesinde oluşur), 12 çift kaburga ve sırt omurlarından oluşur. Kaburga kemiklerinin 10 çifti önden göğüs kemiğine, 12 çifti arkadan sırt omurlarına bağlanır. Öndeki iki çift kaburga, göğüs kemiğine bağlı değildir. Bu iki çift kaburga göğüs kafesinin (nefes alıp verme sırasında) hareketini sağlar. (Ön tarafta ilk yedi çift kaburga kemiği göğüs kemiğine eklemlerle bağlanmıştır. 8, 9, 10. çift kaburga kemikleri kıkırdak parçalarla önce birbirlerine sonrada 7’inci kaburga çiftine bağlanarak göğüs kafesini oluşturur. Son iki kaburga kemiğinin ön uçları serbesttir ve bunlara yüzücü kaburgalar denir).
Akciğerler ve kalp göğüs kafesinde bulunur ve göğüs kafesi hem bu organları korur hem de soluk alıp vermede görevlidir.
Omuz Kemeri :
Kolların gövdeye bağlanmasını sağlayan kemiklerden oluşan kısma omuz kemeri denir. Her kol için 1 kürek kemiği ve 1 köprücük kemiğinden oluşur. Omuz kemeri ile pazı kemiği arasında omuz eklemi bulunur. Omuz eklemi oynar eklemdir.
Kalça Kemeri :
Bacakların gövdeye bağlanmasını sağlayan kemiklerden oluşan kısma kalça kemeri denir. Kalça kemeri, iki tane kalça kemiği ile bir tane sağrı kemiğinden oluşur. (Her kalça kemiği leğen, oturga ve çatı kemiklerinin birleşmesiyle oluşmuştur).
Kalça kemeri ile uyluk kemiği arasında kalça eklemi bulunur. Kalça eklemi oynar eklemdir.
3- Üyeler (Kollar ve Bacaklar) İskeleti :
Kol ve bacak kemiklerinden oluşur.
g) Eklemler
İki ya da daha fazla kemiğin birbirine bağlandığı yere eklem denir. Eklemler, kemiklerin hareket etmesini ve birbirlerine bağlanmasını sağlarlar. Eklem yerlerindeki kemikler birbirlerin kuvvetli eklem bağı ile bağlanmışlardır.
Eklemler, bulundukları yere ve hareketlerine göre oynar, yarı oynar ve oynamaz eklemler olarak üç çeşittir.
1- Oynar (Hareketli) Eklemler :
Her yönde rahatça hareket edebilen eklemlerdir. Oynar eklemler vücudun hareketini sağlarlar. Oynar eklemlerde, kemikler arasında boşluk bulunur ve bu boşluk eklem sıvısı ile doludur. Eklem sıvısı ile kemiklerin uç kısımlarındaki kıkırdak kemiklerin kolay hareket etmesini sağlar ve kemiklerin birbirine sürtünüp aşınmasını önler.
• Omuz eklemli
• Kalça eklemi
• Kol ve bacaklardaki eklemler
2- Yarı Oynar Eklemler :
Çok az hareket edebilen, hareketleri sınırlı olan eklemlerdir. Yarı oynar eklemi oluşturan iki kemik arasında sadece kıkırdak bulunur, eklem sıvısı ve kemikler arasında boşluk bulunmaz. (Bu eklemlerdeki kemikler, kıkırdakların esnekliği oranında hareket edebilirler).
• Alt çene kemiğini bağlayan eklem
• Omurgadaki omur kemiklerini bağlayan eklemler
3- Oynamaz (Hareketsiz) Eklemler :
Kemiklerin birbirine sıkıca kaynamasıyla oluşan ve hiç hareket etmeyen eklemlerdir. Oynamaz eklemi oluşturan kemikler arasında hiç boşluk bulunmaz.
• Kafatası kemiklerini bağlayan eklemler
• Kuyruk sokumu ve sağrı omurlarını bağlayan eklemler
2- KAS SİSTEMİ :
İskelet sistemindeki kemiklerin üzerini örten, iç organların yapısına katılarak vücudun ve iç organların hareket etmesini sağlayan kasların oluşturduğu sisteme kas sistemi denir.
a) Kasların Yapısı :
Kaslar, kas hücrelerinden oluşur. Kas hücreleri kasılıp gevşeme özelliğine sahip olduğu için kaslar da kasılıp gevşeme özelliğine sahiptir. Kasların en önemli görevi vücudun ve iç organların hareket etmesini sağlamaktır. Vücuttaki hareketlerin tamamı kasların kasılıp gevşeme özelliği sayesinde yapılır. (Göz bebeğinin büyüyüp küçülmesi, kılların dikleşmesi, kalp, mide ve bağırsak gibi organların boşluklardaki madde akışı, kasların kasılması ile sağlanır).
Kaslar, kas teli veya lif denilen uzun, ince, ipliksi (iplik şeklindeki) yapılardan oluşur. Kas tellerinin oluşturduğu topluluğa kas demeti denir. Kasların kemiklere bağlandığı yere de tendon veya kiriş denir.
Kasların içinde sinirler (sinir uçları) bulunur. Kaslar beynin (veya omurilik soğanının) sinirlerle gönderdiği emre göre kasılıp gevşeyerek kemiklerin yani vücudun (ve iç organları) hareket etmesini sağlarlar.
b) Kas Çeşitleri :
Kaslar özelliklerine, vücutta bulundukları yere ve çalışma şekillerine göre düz (beyaz) kas, çizgili (kırmızı) kas ve kalp kası olarak üç çeşittir.
1- Çizgili (Kırmızı) Kaslar :
İskelet sistemindeki kemiklerin üzerini örten (kemikleri saran) ve vücudun hareket etmesini sağlayan kaslara çizgili (kırmızı) kaslar veya iskelet kasları denir.
Çizgili kaslar;
• Bizim isteğimizle çalışırlar (istemli kaslardır).
• Hızlı çalışıp çabuk yorulurlar.
• Güçlü kasılıp gevşerler ve çok enerji harcarlar.
• Hücreleri uzun, silindir şekilli ve kırmızı renklidir.
• Boyun, kol, bacak, el, ayak, parmak, göz kapağı kasları çizgili kaslardır.
• Enine bantlaşma görülür.
2- Düz (Beyaz) Kaslar :
İç organların yapısında bulunan ve iç organların çalışmasını sağlayan kaslara düz (beyaz) kaslar denir. (Kanın damarlarda pompalanmasını, doğum sırasında rahmin kasılmasını sağlarlar).
Düz kaslar;
• Bizim isteğimiz dışı çalışırlar (istemsiz kaslardır).
• Yavaş ve uzun süre yorulmadan çalışırlar.
• Zayıf kasılıp gevşerler ve az enerji harcarlar.
• Hücreleri uzun, ince, iplik (iğ) şekilli ve beyaz renklidir.
• Mide, bağırsak, yemek borusu, böbrek, akciğer, damarlar gibi iç organlarda düz kaslar bulunur. (Midenin besinleri öğütmesi, doğum sırasında rahmin genişlemesi).
• Enine bantlaşma görülmez.
3- Kalp Kası :
Kalbin yapısında bulunan ve kalbin çalışmasını yani kasılıp gevşemesini sağlayan kasa kalp kası denir.
Kalp kası;
• Yapısı çizgili kasa, çalışması da düz kasa benzer.
• Bizim isteğimiz dışı çalışırlar (istemsiz kaslardır).
• Ömür boyu yorulmadan belli bir ritme göre (ritmik) çalışırlar.
• Güçlü kasılıp gevşerler ve hızlı çalışırlar.
c) Kasların Çalışması :
Kemikler ve eklemlerle birlikte vücudun hareket etmesini sağlayan kaslar vücutta çift olarak bulunurlar. Bu çift kaslar aynı yönde veya zıt yönlerde kasılıp gevşeyebilirler.
Vücuttaki kemiklerin hareket etmesini sağlayan kaslar zıt yönde çalışırlar. Kemiklerin üzerinde karşılıklı bulunan iki kastan biri kasılırken diğeri gevşer ve kasılma anında kemiği çekerek kemiğin eklem yerinde hareket etmesini sağlar. Zıt çalışan kasların birbiriyle uyumu vücudun daha kolay hareket etmesini sağlar.
3- Destek ve Hareket Sisteminin (Kasların) Çalışması :
İnsan vücudunun hareket edebilmesi için iskelet sistemi, kas sistemi, eklemler ve sinir sisteminin birlikte çalışması gerekir.
İnsan vücudunun hareket edebilmesi için eklem yerlerindeki kemiklerin hareket etmesi gerekir. Eklem yerlerindeki kemiklerin hareket edebilmesi için kasların çalışması yani kasılıp gevşemesi gerekir. Kasların kasılıp gevşemesi için de beynin emir vermesi ve bu emrin sinirler yarımıyla kaslara gelmesi gerekir.
Hareket etmek istediğimizde beyin emir verir, beynin verdiği emir sinirler yardımıyla kaslara gelir ve kaslar bu emre göre kasılıp gevşeyerek kemiklerin eklem yerlerinde hareket etmesini sağlar. Kemikler hareket edince vücutta hareket etmiş olur.
Kemikler hareket ederken, kemiklerin üzerindeki karşılıklı bulunan iki kas birbirlerine zıt olarak çalışırlar. Kaslardan biri kasılırken diğeri gevşer ve kasılma anında kemiği çekerek hareket etmesini sağlar.
Örnek : • Kolumuzu bükerken pazı kası kasılır, arkasındaki kas gevşer.
• Kolumuzu açarken pazı kası gevşer, arkasındaki kas kasılır.
NOT :
1- Kasılan kas kısalır, kalınlaşır, sertleşir, şişer ve enerji harcar.
Gevşeyen kas incelir, uzar, yumuşar ve enerji harcar.
2- Kaslar sadece kemiği değil deriyi de hareket ettirebilir. Göz kapakları, dudak ve yüzün hareket etmesini de kaslar sağlar.
4- Destek ve Hareket Sisteminin Sağlığı ve Korunması :
Destek ve hareket sisteminin sağlığının korunması için;
1- Dengeli beslenilmelidir.
2- İskelet ve kasların gelişmesi için yaşa uygun spor yapılmalıdır.
3- Kemiklerin ve dişlerin gelişmesi için kalsiyum ve fosfor içeren (et, süt, yumurta ve peynir gibi) besinlerle birlikte D vitamini alınmalıdır. (D vitamini eksikliğinde çocuklarda raşitizm, büyüklerde osteomalizi denilen kemik erimesi hastalığı oluşur).
4- Kemiklerin gelişmesi için yeterince (D vitamininin görev yapabilmesi için) güneş ışığı alınmalıdır.
5- Sivri burunlu, dar ve yüksek topuklu ayakkabılar giyilmemelidir.
6- Ağır yük taşınmamalıdır.
7- Aşırı kilolardan ve spordan kaçınılmalıdır. (Kemiklerde şekil bozukluğu oluşur).
8- Duruş ve oturuş biçimlerin dikkat edilmelidir. (Sandalyeye dik oturulmalıdır, kambur durulmamalıdır). (Kemiklerde şekil bozukluğu oluşur).
9- Dik yürünmelidir.
10- Yük taşınırken veya kaldırılırken dengeli (iki elle) tutulmalıdır. (Çanta tek omuzda taşınmamalıdır, yükler dizleri bükmeden kaldırılmamalıdır). (Kemiklerde şekil bozukluğu oluşur).
11- Kasların güçlenmesi için protein içeren besinler alınmalıdır.
12- Kırık, çıkık ve burkulmalarda (çıkıkçıya ve kırıkçıya değil) doktora gidilmelidir.
NOT :
1- D vitamini eksikliğinde çocuklarda raşitizm, büyüklerde osteomalizi denilen
kemik erimesi hastalığı oluşur.
2- Hareketsizlikten dolayı eklem yerlerinde kireçlenme ve buna bağlı olarak ağrılar yani romatizma hastalığı oluşur.
3- Tetanos bakterisi, istemsiz kasılmalara yol açar. Tetanos iğnesi yaptırılmalıdır.
4- Ani bir darbe ya da zorlamalarda kemikler kırılabilir. Kırıklar genelde kemiğin zarar gören kısmı alçıya alınarak tedavi edilir.
Teknolojiye bağlı olarak platin çubuklarla kemiklerin kaynaştırılması, doku mühendisliği uygulamaları ile kırık bölgenin kemik yamalarla onarımı ile de kırılan kemikler iyileştirilebilir.
Teknolojiye bağlı olarak geliştirilen uygulamalardan biri de protez kullanımıdır. Engelli kişiler protez kol veya bacak sayesinde günlük yaşantılarına devam edebilirler.
İdarecilerinin 4 Yıllık Görev Süresi Nasıl Sona Erecek?
Yetkililerden aldığımız bilgiler doğrultusunda dört yıldan söz edilen görev süresinin idarecikte geçen toplam süre olduğu belirtmek istiyoruz.
İşte o Madde
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla halen Okul ve Kurum Müdürü, Müdür Başyardımcısı ve Yardımcısı olarak görev yapanlardan görev süresi dört yıl ve daha fazla olanların görevi, 2013-2014 eğitim öğretim yılının bitimi itibarıyla başka bir işleme gerek kalmaksızın sona erer. Görev süreleri dört yıldan daha az olanların görevi ise bu sürenin tamamlanmasını takip eden ilk eğitim öğretim yılının bitimi itibarıyla başka bir işleme gerek kalmaksızın sona erer."
Okul ve Kurum Müdürleri, İl Milli Eğitim Müdürünün teklifi üzerine, Müdür Başyardımcısı ve Yardımcıları ise Okul veya Kurum Müdürünün inhası ve İl Milli Eğitim Müdürünün teklifi üzerine Vali tarafından dört yıllığına görevlendirilir. Bu görevlendirmelerin süre tamamlanmadan sonlandırılması, süresi dolanların yeniden görevlendirilmesi ile bu fıkranın uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir. Bu fıkra kapsamındaki görevlendirmeler özlük haklan, atama ve terfi yönünden kazanılmış hak doğurmaz.OKULSORU.COM
YGS Giriş Belgesi Nasıl Çıkarılır? (Adım Adım Anlatım)
1.Sınav giriş bilgilerimizi öğrenmek için öncelikle ÖSYM’nin Aday İşlemleri Sistemi sayfasına giriyoruz. Girdikten sonra ‘Aday İşlemleri Sistemine Ulaşmak İçin Lütfen Tıklayınız‘ butonuna tıklayınız.
2. Evet yukarıdaki işlemi yaptıktan sonra açılan sayfada sağ tarafta bulunan giriş bölümünden gerekli alanları dolduruyoruz. Üst tarafa Tc kimlik numaranızı yazın, alt tarafa ise kayıt yaptırdığınız yerden verilen şifreyi yazınız. Eğer değiştirdiyseniz yeni şifrenizle giriş yapınız. Doldurduktan sonra ‘Bağlan‘ butonuna basın.
3.Panelimize giriş yaptıktan sonra karşımıza çıkan ilk sayfadan ‘İşlem Yapmak İstediğiniz Sınav’ bölümünden (YGS ise) ‘2014-ÖSYS‘ seçeneğini seçip ‘Tamam‘ butonuna tıklıyoruz.
4. ‘Sınav Başvuru Bilgileri’ adlı sayfamızdan isterseniz bilgilerinize bakabilirsiniz. Şimdi, sol taraftan ‘Sınava Giriş Bilgilerim’ linkine tıklıyoruz.
5. Son işlemi de yaptıktan sonra karşımıza sınava gireceğimiz yer çıkıyor. UNUTMAYIN! Bu sayfayı renkli veya siyah beyaz şekilde çıkartın. Bu çıktıyı sınava gireceğiniz yerdeki sorumlulara vermeniz gerekiyor, aksi takdirde sınava giremeyeceksiniz.OKULSORU.COM
