Kan dokusu:

Kan dokusu:
Hücreler arası maddesi sıvı olan mezenşim kökenli bir dokudur. Hücreleri alyuvar, akyuvar ve plateletlerdir. Erkeklerde ortalama 5-6 kadınlarda 4-5 litre kan bulunur. Bunun % 45′i hücreler % 55′i plazmadır. Özgül ağırlığı 1,045 ile 1,065 arasında değişir. Aşırı su kaydında plazma oranı bir miktar azalabileceği gibi su içildiğinde belirli bir oranda artabilmektedir. Ancak özellikle hipotalamusun kontrolündeki homeostasi ortalama değeri koruma eğilimindedir. Kanın ortalama pH’ı 7,4′tür. Genellikle bu değer çok dar sınırlarda tutulur. (7,35-7,45) pH’ın 7′nin altına veya 7,8′in üzerine çıkması kişinin birkaç dakika içerisinde ölmesine yol açabilir.
 Kanın görevleri:
1.    Oksijen, karbondioksit, besin maddeleri, hormonlar ve metabolik atıkları taşır.
2.    Vücudun elektrolit bileşimini ve pH dengesini ayarlar.
3.    Pıhtılaşarak vücudun kan kaybetmesini önler
4.    Zehir ve patojenlere karşı koruyuculuk yapar
5.    Vücut ısısının sabit kalmasını sağlar
 Kanın bileşenleri
Plazma: Önemli bir kısmı sudur. Protein kısmının en önemli elemanı karaciğerde sentezlenen albumindir. Albuminlerin başlıca görevi kan hacmini ve basıncını ayarlayan su tutulmasını desteklemektir (Osmotik olarak). Eğer albumin seviyesi azalacak olursa su dokularda birikir ve ödem oluşur. (Protein eksikliğinde ödem oluşmasının nedeni…) Ayrıca hormonlar ve daha birçok maddeyi bağlayarak plazmada taşınmasını sağlar.
Albuminden başka yine karaciğerde sentezlenen bazı globüler proteinler kolesterolün taşınmasında görev alırlar. (HDL ve LDL) diğer bir grup globüler protein ise immunoglobülinler denilen antikorlardır. Bunlar savunma hücreleri tarafından sentezlenirler.
Karaciğerde sentezlenen fibrinojen kanın pıhtılaşmasında görevli bir diğer protein elemanıdır. Fibrinojen gibi pıhtılaşma proteinleri uzaklaştırıldığında geriye kalan sıvıya serum denir.
Plazmada elektrolit olarak iş gören birçok mineral bulunur. Tüm organik bileşiklerin monomerleri de plazmanın bileşenlerindendir. Ayrıca atıklar da kan plazmasında taşınmaktadır.
Plazmada bulunan bikarbonat (HCO3-) pH değişimine karşı önemli tampon çözeltidir.
 Hücreler:
Alyuvarlar (Eritrositler, kırmızı kan hücreleri – RBC): Kan hücrelerinin yaklaşık %99′u alyuvardır. 1 mm3 kanda ortalama 5 milyon alyuvar bulunur. (Erkeklerde kandaki alyuvar oranı kadınlardan biraz daha yüksektir) Embriyonik dönemde dalak, lenf ve karaciğerde üretilirler. Yine hamileliğin son aylarında kemik iliği de eritrosit üretmeye başlar. Ancak yetişkinlerde eritrositler özellikle kırmızı kemik iliğinde üretilirler. Olgun eritrositlerde çekirdek ve organel bulunmaz. Bu nedenle ömürleri de kısadır.(Ortalama 120 gün). Mitokondrileri olmadığından enerji ihtiyaçlarını oksijensiz solunumla karşılarlar. Zarlarında bulunan hemoglobinleri ile oksijen taşırlar. Hemoglobin demir içeren globüler bir proteindir. (Demir kanın kırmızı renginin sorumlusudur).
Eritrositlerin yapımı yaklaşık %90′ı böbrek %10′u karaciğerde sentezlenen eritropoetin hormonunun kontrolü altındadır. Bu hormon oksijen eksikliğine bağlı olarak eritrosit yapımını arttırır, oksijenlenme yüksek olduğunda ise azaltılır.
 Akyuvarlar (Lökositler, Beyaz kan hücreleri, WBC): savunma hücreleridir. Eritrositlerle kıyaslandıklarında daha komplekstirler. Protein sentezleyebilir, anabolik ve katabolik reaksiyonların gerçekleştirebilirler. Normal yetişkin kanının 1 mm3 ‘ünde 4-11 bin arasında akyuvar bulunur. Bu sayı yeni doğanda ve çocuklarda oldukça yüksektir. Ayrıca enfeksiyon sırasında akyuvar sayısı 25 bine kadar yükselebilmektedir. Bazıları alyuvarlar gibi kemik iliğinde bazıları da lenf düğümleri, dalak ve bademcik gibi organlarda üretilir. Granulositler ve agranulositler olmak üzere iki büyük grupta incelenirler.
 Granulositler: Sitoplazmalarında granüller bulunan çekirdekleri loblu akyuvarlardır. Lökositlerin büyük çoğunluğu bu guruptandır. Boyanma özellikleri farklı olan üç tipi vardır.
1.    Nötrofil: Lökositlerin yaklaşık %50-70′i bu tiptir. Mikroorganizmaları veya yabancı maddeleri fagositozla yok ederler. Sitoplazmalarındaki granüller mikroorganizmaları sindiren enzimlere sahip olan enzim paketleridir. Enfeksiyon bölgesinden salgılanan kimyasallar nötrofil, monosit ve makrofaj gibi lökositleri kendilerine çekerler.
2.    Eozinofil (asidofil): Asidik boyalarla boyandıklarından bu adı almışlardır. Nötofiller gibi ameboid hareketlerle fagositoz yaparlar. Lökositler içerisindeki oranı %2-4 arasındadır. Bazı parazitik ve alerjik reaksiyonlarda sayıları artar.
3.    Bazofil: lökositler arasında miktar olarak en az olan tiptir. Bağ dokusunun mast hücrelerine benzerler. Özellikle histamin ve heparin salgılarlar. Heyecanlı bir durumda insan yüzünün kızarması bazofillerin salgıladıkları histaminlerin genişlettiği damarlarda kan akışının artmasıyla ortaya çıkar. Ayrıca parazitlere karşı savunma görevleri de vardır.
Agranulositler: sitoplazmalarında sadece birkaç lizozom granülü vardır.
1.    Monosit: En büyük kan hücresidir. Lökositler arasındaki oranı %2-8 kadardır. Kemik iliğinde üretildikten sonra kan dolaşımında kısa bir süre kalıp dokulara geçere doku makrofajlarını oluştururlar. Makrofajlar büyük yapıları sindirebilme özelliğine sahiptirler. Şayet cisim bir makrofaj için büyükse birkaç makrofaj bir araya gelerek fagositik dev hücreyi oluştururlar.
2.    Lenfosit: Lökositlerin yaklaşık %20-30′unu oluştururlar. Çoğu vücut dokularında özellikle lenf düğümlerinde, dalak, timus, bademcikler, adenoidler (geniz eti gibi) ve sindirim sisteminin lenfoid dokularında bulunurlar. Bazıları kan ve dokular arasında dolaşarak yıllarca yaşayabilir (Hafıza hücreleri gibi). Diğer lökositlerden en önemli farkları fagositoz yapamamalarıdır. T ve B hücreleri olmak üzere iki tipi vardır. B lenfositler kemik iliğinde oluşurlar ve lenfoid dokularda toplanırlar. T lenfositler ise timusta aktifleşirler. B hücreleri gerektiğinde plazma hücrelerine dönüşerek antikor (antibadi) üretirler.
 Kan pulcukları (Plateletler, Trombositler): kan pıhtılaşmasında görevlidirler. Memeli olmayan omurgalılarda çekirdeği olan hücreler olmalarına rağmen memelilerde hücreden çok hücre parçası olduklarından platelet terimi daha uygundur. 1 mm3 kanda ortalama 350 bin kadar bulunur. Nükleusları olmamasına rağmen metabolizmaları vardır. Ömürleri yaklaşık 5-12 gün kadardır. Kemik iliğinde üretilirler. Trombositler birbirlerine ve kollajen fibrillere bağlanarak pıhtı oluşumunda rol oynarlar. Trombositlerin salgıladığı serotonin granülleri kesilmiş veya yaralanmış damarları daraltarak kanamayı azaltır. Eğer kesilme veya hasar küçükse genellikle bu tepki kanamayı durdurmak için yeterlidir. Damar büyükse trombosit tıkacı yetersiz kalır ve kan pıhtılaşma mekanizması devreye girer.

Sayın ziyaretçi biliyor musunuz? Bu yazı sizden önce counter kişi tarafından okundu.
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazıların ve haberlerin tüm hakları BİYOLOJİALEMİ.COM'a aittir.biyolojialemei.com'un yazılı izni olmadığı sürece sitede yer alan bilgiler; başka bir bilgisayara yüklenemez, değistirilemez, çogaltılamaz, kopyalanamaz, yeniden yayınlanamaz, postalanamaz, dağıtılamaz. Ancak alıntılanan yazı ve haberlere aktif link verilerek kullanılabilir.

0 yorum

LÜTFEN YORUMLARINIZI YAZINIZ

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Blogger tarafından desteklenmektedir.